10 Eylül 2014 Çarşamba

Lilith doğurursa...

Hani şu Yahudi hikayesindeki Lilith; Adem'in ona denk yaratılan ilk eşi. Güçlü, gururlu, akıllı Lilith Adem'i beğenmeyip reddedince cennetten kovulup, dünyaya yollanır. Sonra Tanrı Adem'e Havva'yı yaratır; domestik, itaatkar, adanmış. Ama o da bilgi elmasını yer ve Adem'le birlikte dünyaya sürülür. Bunlar dünyada bir araya gelince ne yapsın, ürerler. Ondandır şimdi bazı kadınlar Havva'dan bazıları Lilith soyundandır. Domestik, itaatkar ve adanmış bir Havva kadın olmadım hiç. Lilith'ten geldiğime eminim. Emindim. Çoğalınca işler değişti.
* Yaptığın işi iyi yap, idealist ol hatta azıcık control-freak ol anlayışı bebekle birleşince sçarowski. Mesela "bu öğlen 30 gr eksik tahıl aldı, o halde  akşam 1 oz fazla muhallebi yedireyim" cümlesi gün içinden bir kesit. Ona yaptığım en büyük kötülük onu dünyaya getirmek... E bu hatamı telafi etmek için elimden gelen en iyi ebeveyn olmak zorundayım. Meyvesini yedi mi o?

* Boyasız, fönsüz saçlarım; kısa, ojesiz tırnaklarım; makyajsız suratım ve doğum sonrası formsuzluğuyla karnım bana ring-out olmuşum hissi veriyor.

Yani bundan:buna dönüşmek:

Geri gelecek mi lan hayat? Pek matah değildi ama en azından benimdi. Sıradan şeyler, mesela bir kadeh şarapla kitap okumak hayal gibi... Sanki köle değildim de bir üst level'dan köleliğe terfi istedim..

* Suicidal yanım (Türkçesine dilim bile varmadı) sinik sinik köşesine çekildi, depresyona girecek vakit yok...Eni konu melankoliyi özlemek, duşta ağlamak istemek ama yerine duş alacak fırsatı bulduğuna şükretmek, tepe çakramın en tepelerinden bir gözün yaşamın hala anlamsız olduğunu söylemesi; bu yaşama bir insan daha getirmenin... lan sus! bunlara vakit yok, bak düştü kafasını çarptı... Bir daha tekrar ne zaman yaşamın mide bulandırıcılığını kendime itiraf edebileceğimi bilememek!

* Bu kadar zor olduğunu bilsen yapar mıydın hich? Biraz daha dolaşırdın dünyayı... Biraz daha partilerdin... Bir kaç eş değiştirirdin... Okumaya, bilgiye ayırdığın vakitle olgunlaşıp TV'de ahkam keserdin... Yaşlanıp, sıkı karınlı bir toplum gönüllüsü olurdun... Lösev'e, TEGV'e falan takılır, kedi köpeğe sarardın... (Cevap: Hiçbiri)


* Prolaktin -yani süt salgılatan hormon-, dopamin -yani coşkulu mutluluk- hormonuyla pek geçinemediğinden doğum sonrası depresyonu diye bir kafa var. Yani bebek vaktin, enerjin, vücudun, hayatın yetmez, bana süt vermek için neşeni de verecen diyerek tam anlamıyla içinizden yaşam emen bir varlık. Emzirmeye devam etmek o yüzden çok stresli ve gıcık. Mamafih bazı kadınlar çok severmiş. Hatta orgazm olanlar varmış emzirirken. İşte onlar, hayatın iğrençliğini ilk kez emzirme döneminde görüp bu varoluşsal bulantıya aşık olan, doğuştan mutlu, HTTPR -mutluluk genleri uzun, Havva tipli kadınlar bence.  Hayattaki tek derinlikleri lohusa dönemi, tek başarıları da bebeleri olanlar. Onlara iyi inlemeler, ben en kısa zamanda bu emzirme defterini dürenzi.
* Bana doğur bak, su çok güzel gelsene diyen kaltakların her biri resmen kahkaha attı, gözlerinde şeytani bir mutlulukla, "seni bu halde göreceğimi hiç düşünmezdim, hahaha" falan dedi,"bu halime" oh çekti... Ne kadar çok düşmanım varmış... Şimdi bunları okurken bazı "dostlarımın" da içine su serpildiğini bilecek kadar tecrübe kazandım: "oh olsun, sen misin hayatı festival gibi yaşayan! Sürün, biz nasıl sürünüyorsak" Peki, kazandınız. Sefil bir hayat rutinim var. Oysa bilseydiniz hayat bana zaten iğrenç geldiğinden onu görmezden gelebilmek için dolce vita yaşadığımı, bu kriz anının, beni öldürmeyen bu  dönemin sonunda nasıl strike back yapacağımı yani o kıskandığınız hayatıma geri döneceğimi, yani a... k... da anlardınız. Hah!
(Artık çalışmaya başlıyorum. Bakın 20 gün sürse de blog postu bile yazdım. Yani? )

* Peki güzel yanları? Bir gülümsemesi, evet...

Hiç yorum yok: