28 Temmuz 2012 Cumartesi

ayrılık acısından nasıl kurtulunur?

Ayrılık acısı yani aşk acısı, ağır bir hastalıktır kanımca. Zor bir bağımlılık tedavisi ister, AMATEM'i falan da yoktur.  İflah olmaz bir romantik olarak deneyimleyip de çok şükür geride bıraktığım böyle bir kaç hastalığın sonunda kategorilere düşkün zihnimin içinde dönenleri aktarmak istedim. Belki bir yaralı ceylana umut ışığı olur yazdıklarım. Zira bir başka "nasıl yapılır" konulu blog yazım dertlere çare olmuş ki rekora koşuyor. "İyi bir ev partisi nasıl verilir?" tek başına 5binden fazla görüntülenmiş.

Evet, ama bu kez konumuz hiç de eğlenceli değil. Büyük bir buhranı açımlayacak ve nasihatlar alacağız.
Ayrılık sonrası buhranın 5 evresini tespit ettim. Evreleri deneyimlerime bakarak sınıfladım. Bunlar da pek çok sınıflama yazımda olduğu gibi psedö-bilimseldir, sorumluluk alınmaz. Herhangi bir bağımlılığı örneğin alkolu, uyuşturucuyu bırakmak için de geçerli olabilir. Buyrunuz.

ŞOK
Ayrılıktan hemen sonra, 1-10 gün arası dönemdir. Terk eden de olsanız edilen de ilk bir kaç gün neye uğradığınızı anlamazsınız. Bir parça kızgınlık olsa da kavgalarla ve stresle dolu ilişkinizin bitişine neredeyse sevinirsiniz. Kısa süren bu evrede hemen hemcinslerle hovardalık yapmak eğilimi yaygın görülür. Barlara fırlamalar, sabahlara kadar flörtler, zorlama neşeler. Ama bu davranışlar gerçeği ertelemekten başka bir şey değildir.

Sakın dağıtmayın. Şoku bir an önce atlatmaya bakın. Şu cümleyi kendinize tekrarlayın: Ayrıldık, şimdi ne olacak?

PANİK
İlk bir kaç günün ardından telaşlanma başlayabilir. Baktınız ki arayan soran yok, hala ayrısınız, gerçekleri anlamaya başlayıp kendinizi dışavurmak isteği duyabilirsiniz. Onu aramak, sosyal medyada takip etmek, arkadaşlarını sorguya çekmek isteyebilirsiniz. Meme arayan bebekler gibi kuduruk bir halde olabilir, çaresizce sağa sola saldırabilirsiniz. Siz bir bağımlısınız, artık bunu anlayın!

Bu evrede kesinlikle iletişime geçmeyin. Daha siz bile ne istediğinizi bilmiyorken ondan ne isteyeceksiniz. Bekleyin, bekleyin ki, panik geçsin, hanyayı konyayı görün:)

İŞKENCE  (esas evre- hanya-konya evresi)
Derin bir acı sonraki belki birkaç aylık yerine, yüreğinize hiç acele etmeden yerleşmektedir. Baktığınız her şey ama her şeyde onu kelimenin tam anlamıyla görürsünüz. Dandik bir kupanın kırık sapı, bir TV reklamı, iç çamaşırınız, kediler, kitaplar, mekanlar, insanlar... İlişkiniz ne kadar uzun sürmüşse bu evre o kadar uzun sürecektir. Kaçış yoktur. Bu en zor evredir; beyniniz en büyük düşmanınızdır. Limbik sisteminiz bağımlısı olduğu nesnesini geri istemekte, sanki hayatınızdaymış gibi  hormonlar salındırmakta, onu sürekli hatırlatmaktadır. Limbik sistem ve bir parçası olan amigdala duygularınızı yönetir. Amigdala, örneğin bir parfüm kokusu duyduğunuzda  hemen en can alıcı anıları sunup sizi gösyaşlarına boğabilir. Bu sistemi en iyi şekilde yönetmek hatta kandırmak zorundasınız.

 Aşağıdakileri yapın:

1-Uyarıcı nesneleri yok edin...
İlk olarak semptomatik tedavi gibi düşünülebilecek bir şeyler yapın. Derhal gözünüzün önünden ilişkinizi hatırlatacak şeyleri kaldırın. Parfümüzü değiştirin, mümkünse görüntünüzü, saçları, kıyafetleri de. Asla, aşk şarkıları dinlemeyin, aşk romanları okumayın, romantik komedi filmlerinden kesinlikle uzak durun. Sevgilileriyle çok mutlu olan çiftler adına sevinin tabi, ama bir süre sık görüşmemekte fayda var. Zira aralarındaki elektrik bile sizi oracıkta ağlatabilir. Ortak arkadaşlardan uzak kalmak isteyeceksiniz; aynen öyle yapın. Olabildiğince acı-canlandırıcılardan uzak durun.

2- Beynin diğer bölümlerini çalıştırın...
Limbik sisteminiz çok aktif. Onu biraz yavaşlatın; kendinizi işe, öğrenmeye, üretmeye verin, frontal lobları çalıştıracak işler yapın. Sol lob için matematik işlemleri, analitik düşünce, bulmacalar, projeler.... Sağ lob için sanatsal faaliyetler, kitap okuma, sosyal ilişkiler.

Bir süre otodidakt yaşayın; kendinizi belirlediğiniz bir sürede seçtiğiniz konularda ısrarla eğitin. Örneğin, İngiliz koloni devletleri, termodinamik ya da sırtlanların nasıl yaşadıkları ilginç olabilir.

Dikkatinizi gün boyu yüksek tutun. Kafein tüketin ve çalışın. Meditasyon yapın. Spor yapın. Beyninizi şaşırtın. Hiç yapmadığı aktiviteleri yaptırın mesela sol elinizle yazı yazın, resim yapın (ya da tersi).

Üretin. Üretme sürecinde bilinçaltı zeytinyağı gibi yüzeye çıkar. Yemek yapın, blog yazın, ahşap kutuları falan boyayın. Ama aşk meşk konulu çalışmalar -çok içten gelen bir ilhamla olmuyorsa- ilk başlarda ters etkileyebilir.  Şiirden uzak durun.

3-Beyin sağlığınıza önem verin:
Depresyona girmemek için çok özenli olun. Günlük multivitamin ve omega3 takviyesi tüketin. Beyne iyi gelir, daha sağlıklı düşünmenize yardımcı olurlar. Dengeli uyuyun. Sabahları erken kalkmaya çalışın ki doğal seratoninden yani mutluluk hormonundan faydalanasınız. Bol oksijen alın. Kapalı ortamlarda vakit geçirmemeye özen gösterin. Çalışırken mikro molalar verin, biraz yaslanıp bir bardak suyu bitirin. Sağlıklı beslenin. Et yemenin öfke yarattığına dair uzakdoğu inanışlarına kulak verin, en son ihtiyacınız olan şey öfkedir.

4- Acı çekin
Evet, çekin şunu da bitsin. Acıyı görmezden gelmeyin. Ağlamak isteyince yüksek sesle ağlayın, uyumak isterseniz işlerinizi ayarlayıp döne döne uyuyun, birilerine kızmak isterseniz kendinizi fazla tutmayın. Unutmayın, insansınız ve içinizden bu acıyı atamazsanız bambaşka bir hastalığa yakalanabilirsiniz. Pek çok hastalığın temeli psikolojiktir biliyorsunuz. O yüzden acınız içinizden çıkmak için nasıl bir yol izliyorsa saygı duyun ve bir süre yas tutun. Beyninizi sağlıklı tuttuğunuz sürece zaten yasınız uzun süremeyecektir. Yas tutmak, acıyı kabul etmenin en önemli aşamasıdır. Acıyı kabulleneceğiniz günlere gelebilmek dolayısıyla daha az acı çekmek için önce acıyı hakkını vererek "çekmek" gerekir.

5- Değişiklik yapın
Acıdan gözünüz açamadığınızı hissetiğinizde hemen değişik şeyler yapın. Seyahatler özellikle kültürel seyahatler çok iyi hissettirir. Tembel tembel yatacağınız değil de birşeyler öğrenebileceğiniz yerlere gidin. Beyniniz de meydanı boş bulup, hatıralarınızla at koşturmasın, seyahatinizi rezil etmesin. Mesela bir tura katılın, Karadeniz'e, Prag'a, Mardin'e gidin. Müzeleri, galerileri, insanları görün. Farklı yaşamları görmek acınızı gözünüzde küçültecektir.

 6-Acının kaynağını anlayın
Acı üzerine düşünün. Acı, o'nun size verdiği birşey değil, sizin kendi yarattığınız birşey de değil! Acı, onunla kurduğunuz bağın kopmasıyla ortaya çıkan fizyolojik olduğu kadar, tuhaf ama, metafizik de bir kavram.  Evet, hormonlarınız sizi acıya boğan. Ama en temelde bu noktaya gelmeden önce sizin "arzu" etmekle başlayan bir serüveninizin sonucunda bağlandı o beyin ex'inize. Bu, bir şeyi metafizik düzeyde istemek anlamına gelebilecek "aşık olmak" fikrine yakından bakmanız için harika bir fırsat. Kendinizin önüne geçirdiğiniz o nesne, bu ölçüde bir deliliğe ve kayboluşa değer mi, herhangi bir nesne buna değebilir mi? Bu evrede son olarak acıyı tanımanız ve nesnesinden bağımsız biçimde onu yavaşça kabullenmeye başlamanız gerekecek... Yani acıyı anlamanız...

KABUL
Evet, acı vardır! Varmış! Yaşadınız ve gördünüz. Yataktan çıkamadığınız günler oldu, özgüveniniz düştü, hayal kırıklığı yaşadınız, zaman belki de kilo kaybettiniz.  Uzunca bir süre bir "loop" gibi devinen bir acıyla uğraştınız, tabir yerindeyse hayatta kalmaya uğraştınız. Ama kazandınız! Acınızı tanıdınız, zamanla kontrol etmeyi öğrendiniz. Acıyı deneyimleyerek kabul etmek çok ciddi bir ruhsal deneyimdir, pek çok derviş, Mevlana, Buda bunu söyler. "Aşk acısı taşımayan yürek ; ya deliye aittir, ya ölüye" der Mevlana. Öyle ya bakın nasıl da önce öldürdü de yaşama hasret bırakarak sizi canlılığa özendirdi aşk acınız. Kişiliğiniz de güçlendi; bütün o zor zamanlarda bile verdiğiniz kararın arkasında durdunuz. Artık daha kararlısınız ve neyi istemediğinizi daha iyi biliyorsunuz.

Elbette acıdan hala korkmanız normal. Onunla olsaydınız hayatınız nasıl olurdu diye düşünmeniz de. Hatta ona acımanız, merhamet etmeniz, yardım etmek istemeniz, size ihtiyacı olduğunu düşünmeniz de. Ama bu yanılsamalara kulak asmayın, geçecek. Acınızı cesurca kabul ettiğiniz ve ondan utanmadığınız için empati gücünüz, merhametiniz ve anlayışınız yükseldi, bu yanılsamalarınız topladığınız gücünüzden ileri geliyor.

Artık aylar öncesine göre daha kuvvetlisiniz. Bu evre de kendince bir zaman sürecek; siz hergün yeni oluşturduğunuz, küllerden doğurduğunuz kendinize bir fırça daha rötuş yapacaksınız. Korkunuz azalacak, sakinleşeceksiniz.

 SAKİNLEŞME
Bir maceraydı geçti. Ya da bir hastalık atlattınız. Nasıl görürseniz artık. İçinizde halen biraz merak ve şüphenin olması çok doğal. Bundan önceki sevgililerinizi düşünün, onları da en az bu kadar merak etmiyor musunuz? Test edin.  Eğer ex'inizi geri isteme düzeyiniz bundan bir önceki aşkınızı geri isteme düzeyine yaklaştıysa bu iş tamamdır!!! Kendinize bir gazoz ısmarlayın. Herşey yoluna giriyor. Artık, sakin, serinkanlı, geleceğine ilgi duyan ve onu inşa eden, kararlı biri var aynadan size bakan. Yine de bir müddet daha, özellikle dost olup olamayacağınızı iyice tartmadan  iletişimden uzak durmakta fayda var. Örneğin "o ve bir başkası" testini kendinize yapmalısınız. Onun yanında bir başkasını düşündüğünüzde duygularınızda herhangi bir değişme oluyor mu? Oluyorsa; öfke, kıskançlık, hayal kırıklığı ya da üstünlük hissi, egosentrik duygular yükseliyorsa, no-no-no! Henüz dostluk mostluk kuramazsınız. Biraz daha sakinleşmeye bakalım. Chill out! Ne zaman ki onu etkilemek istemediğinizi farkedersiniz yani mesela onu sokakta görünce "naber lan yaprak" diyebilecek hale gelirsiniz bilin ki dava kapanmıştır.

Sonuç
Aşk acısı vardır, kaçınmanın tek yolu aşık olmamaktır! Kurtulmanın anahtarı ise acıyı kabullenmek ve benliğimize fayda sağlayacak bir deneyime dönüştürmektir. "Acıyla, aşkla büyüdük" der Sezen Aksu, aman diyim uzak durun...


Photos: 
1- Marianela, link on the picture
2- unknown
3-Hich

Hiç yorum yok: