6 Mart 2012 Salı

Pekiştirilmiş Sezinsel Psiko-Sosyal Tespitoloji V.5

Elektronik Müzik Kültürü Ekseninde Yine Sosyal Genelleme
Elektronik müzik, onlarca janrı (genre: tür) olan bir müzik ve yaşam tarzı akımı. Ama dinleyenleri,  ya konuşmaktan çekinecek kadar bu koca deryanın farkındadır ya da konuşurken ukalalıktan başka bir şey yapamaz. Ben şimdi sadece birkaç gözlemimi aktarıyorum. Bu konu nereden çıktı, işin gücün yok mu derseniz söyleyeyim, aslında uzun zaman önce bir web sitesi için yazdığım kısa bir makaleyi, gözlemlerimin birikip dilimi şişirmesi üzerine yeniden düzenledim de ondan yazıyorum. Biraz uzun oldu, olsun. 

Disco
Funk temelli, kökü taa 60ların hippie uyarlamalarına dayanan, 80lerde ABBA, Modern Talking ve daha nicelerini bağrına basmış,  günümüzde Madonna’dan George Michael’a oradan Gorillaz’a, Maron 5’a uzanan listede aklınıza gelebilecek pek çok popüler ismin çalıştığı bir janrdır. Aslında elektronik müziğin “main-stream”idir. Elektronik müziğin daha alternatif tarzlarını sevenlerin genelde çok “gay” bulduğu rengarenk bir türdür- ki zaten çıkış yıllarında gay’leri de bir süre temsil etmiştir. Avrupa ve Amerika’da gece yaşamının önemli bir parçası olan “discoteqhue” bir mekan olarak Türkiye’de fazla gelişmemiştir. (Örneğin Almanya’da gece kalkan son trenin adı “disco treni”dir) Bu duruma, filmler ve modayla desteklenen “cumartesi gecesi ateşi” akımının çıktığı 70li yıllarda Türkiye’nin, siyasi ve ekonomik kaosun göbeğinde kalması, disco’nun Türk filmlerinde bütün kötülüklerin doğduğu mekanlar olarak tanıtılması, dış dünyadaki sanat ve yaşam ile ilişkilerin zayıf olması ve o dönemin Türk müzisyenlerinin “rock” türüne eğilimlerinin olması sebep gösterilebilir. Her ne kadar 80lerde böyle mekanların varlığından efsanevi şekilde söz eden bir azınlık bulunsa da sonuçta bugün,  Türkiye’de sıradan bir üniversite öğrencisinin gece gidip “hit” disco parçaları dinleyerek “dans edeceği” mekan sayısı ecnebi memleketlerdekine göre oldukça azdır. Türk gençliği, John Travolta’nın mirasından mahrum, disco’nun bir kültür oluşundan bihaber yetişmiştir. Tabi ki bu durumun discoların 90larda bir türevi olarak ortaya çıkan “kulüp”lere ve kulüp kültürüne olumsuz etkileri de olacaktır.

Disco kişisi: Disco, çok eğlenceli bir tür olduğundan her kesime hitap eder. “Kulağına hoş gelen her tür müziği” dinleyen herkesi barlarda yerinden hoplatan parçalardan biri mutlaka disco tarzındadır. Mesela “it’s raining man”. Disco severler genelde pop kültürüne aittir; “sokak modası”nı takip eder. Yaşları 6dan 60a değişir. Bugünün televizyon çocuklarıdır; fazla düşünmek, eğitilmek, ideolojiler benimsemek ve bir şeylere öncülük yapmak işlerine gelmez. İçlerinde tepeden tırnağa discoyu bir yaşam tarzı haline getirenler, belki de hala evde dans pratikleri yapanlar ya da tuhaf disco giysileriyle dolaşanlar, ve mutlaka gayler vardır. Ancak olayın başını kaçırdığından disco-müzik-sever bir Türk, sokaktaki herhangi birisi de olabilir.

House
Bu sözcük, malum dilde hem bir müzik tarzını hem de “gece kulübü”nün kendisini temsil eder. House janrı 80lerde Şikago’da zortlamıştır. Dans müziğidir. Clubbing kılabing olalı house, yatmaz kalkmaz bir türdür; hep vardır; her şeye kadirdir. Türkiye’de 90ların başında kulüp yaşantısına akın başladığında temel janr, house olmuştur. Daha sonra popülerliği değişkenlik göstermiş, kimi zaman yerini trance, techno türlerine bırakmıştır. Ancak "House" bugün halen hatırı sayılır bir yengemizdir. “Funk” ile evlidir, onlarca çocuk annesidir, mesela progressive house, acid house, dark house, tribal house, tech house…

House kişisi: House müziği sevenler genelde alternatif yaşam seven hedonistlerdir. Bunlar yıllardır “Schicki-Micki” partilerin, avangart modanın, “hip” mekanların kovalayıcısı olmuşlardır. Ancak son yıllarda Türkiye'de kulüp ve elektronik müzik tabanlı gece hayatının biraz “ayağa düşmesi” ile house severler farklı sosyo-ekonomik sınıflardan göç almıştır. Görüntüsü ve yaşam tarzına bakıldığında ilk bakışta house-sever olduğu anlaşılamayan kimseler türemiştir ki bunlar genelde “dark house” dinlemektedir. Buna rağmen hala bu janrın sevicisi, “trance”, “techno” gibi türlere nazaran daha elit takılır. Disconun sembolu olan “disco-ball” modadan mekanlara house müziğin de sembolü olmuştur. House kişisi pırıldayan, ışıldayan şeyleri sever. Haliyle, bu türü daha çok kızlar ve kızlara düşkün erkekler sever.

Techno
Detroit’te 80li yıllarda doğmuş, “züvede züvede” tabir ettiğimiz ritimle bezeli,  bol “kick” davullu, afro kökenli, sert bir dans müziğidir. Hala serttir; özellikle Berlin ekolü. Techno janrı çalan mekanlar ışıltılı house mekanlarına göre daha hangarvari, daha karanlık, daha “underground” özellikler taşır. Böyle mekanlar Türkiye’de artık pek bulunmaz. Akla gelen techno üreticileri Derrick May,  Sven Vath, Carl Cox, Umek, Adam Bayer vs vs. Techno’nun çeşitli alt türleri vardır: Hardcore, minimal techno, Detroit techno ve saire..

Techno kişisi: Techno müzik adından da anlaşılacağı gibi teknolojik çağın bir meyvesidir; burada bilgisayar yazılımları enstrüman kabul edilir. Techno kişisi de teknolojik birisidir; arabasında hi-fi ses sistemleri, elinde son model telefon, bilgisayarında Reason’dan Ableton Live’a çeşitli müzik yazılımları –ki kendisi “yarı- dj”dir- ve  vektör desenli hatta; ışıklı göstergeli t-shirtleri sever.  Yaşları 15-40 arası değişir. 30dan sonra hard-techno’dan minimal technoya geçiş yaptığı, minimal modaya, mekanlara belki de  House’a eğilim gösterdiği gözlenmiştir. Sert duruşundan olsa gerek bu türü erkekler daha çok sever. Ancak Türkiye’de gidip de techno dinleyebileceği bir mekan bulamadığından bu zevkini uzun bir zamandır evinde gidermektedir.

Trance
90larda başlamıştır. Techno ve House’un “emo” diyebileceğimiz üvey evlatlarıdır. Melodiktir, akışkandır ve adı üzerinde transa sokar, uzaya yollar adamı. Herkesin bildiği Tiesto, trance’cidir(!). Arman Van Buuren, Paul van Dyke, Sascha, Paul Oakenfold falan da öyledir. Alt dalları çoktur mesela; proggressive trance, epic trance, euro trance (bu baya iğrençtir), goa / pychedelic trance. Trance kulüpleri techno mekanlar gibi karanlık ve underground dekorludur. “Blacklight” denen beyazları parlatan mor ışık ve lazerler bu dekorun vazgeçilmez parçasıdır- ancak son yıllarda modası geçmiştir, tıpkı trance’in modasının geçtiği gibi-.  Eğer goa-trance janrı için hazırlanmış ise mekan, “psychedelic” dekor parçaları; örneğin dev mantarlar, kumaşlardan yapılmış süslemeler, üzerinde uzaylıların, meditasyon/ çakra figürlerinin, galaksilerin, doğa/hayvan görüntülerinin olduğu kumaş resimler ve renkli ışıklar görülecektir. Bütün bunlara rağmen trance son yıllarda yapısal bir evrim geçirerek geri gelmeye çalışmaktadır. Bakalım göreceğizdir.

Trance kişisi: Türkiye’deki kulüplerde yukarıdaki isimlerin çoğu çalmıştır. Bunlar önemli etkinliklerdir, eyvallah, fakat trance sever, 90ların ortaları, 2000lerin başlarındaki karizmasını çok pis kaybetmiştir. O etkinliklerin ilk seferlerinde yani kulüplerin işgalinden önce, trance kişisi, kulüplere havalı giysileri ve o zamanlar oldukça cool sayılan güneş gözlükleriyle gelir, kendi kendine eğlenir, kafasında uzay -zaman ilişkisini çözer, efendi gibi evine gider uyurdu.  Neden sonra, dans pistini basan yumurta topuklu uyuşturucu satıcıları bu janrda kendilerini bulduklarından, pistte yanlarına kimseyi yaklaştırmadan kulüpleri işgal ettiklerinden, hala kalbinde trance ateşi yananlar pistten ring-out olmuş, köşelere birikmiş, en sonunda sıkılmış ve kulüpleri terk etmişlerdir. Bugün Türkiye'deki kulüplerin çoğunda (özellikle Ankara’da) eşofmanlı kabile reisleri ekstremitelerine değişik şekiller verip ateş dansı yaparak trance severleri temsil etmektedir. Yazıktır. Aslında Avrupa’da da durum farklı değildir. Artık trance dinleyenin etiketi bellidir; zevksiz ve taşralı. Tabi burada goa/psychedelic-trance dinleyicisini tamamen ayrı tutmak gerekir. Çünkü goa-trance kişisi yeniçağın “hippie”sidir. Karizma sorunu hiç yoktur. Olabildiğince naturel yaşar, naturel görünür; rastalı saçları, psychedelik renk ve desenlerdeki giysileri, sırtında çantasıyla dünyayı gezer; yerleşik hayatı sevmez; teknolojiyi ölçülü kullanır, “bir hırka bir lokma” geçinir gider. Barıştan, yogadan, asitten ve mantardan söz eder, açık hava festivallerini kovalar.

Ambient
Yemek masasında çatal ve bardaktan çıkarılan seslerle başlayan, futuristik, Dadaist, biraz müzik karşıtı bir akımdır. Geliştiğinde, 90larda, The Orb, Aphex Twin gibi sanatçılar bizlere düşünmek için fırsat veren daha komplike bir müzik yapmaya başlamıştır. Sanatçıların sayısı artınca ambient müzik janrı market raflarında bir kategori haline gelmiştir. IDM, chill-out gibi tarzlar da bu janrın evlatlarıdır.

Ambient kişisi: Demlenmiş, elektronik müzik severdir. Çılgın gençliğinin yıkıcı enerjisinden şans eseri sağ kurtulmuştur. Artık yaşı geçkindir. Gece hayatını dozunda yaşar.  Tabi, teen-age’ler de ambient dinler ama; galiba daha dark, sert ve IDM türüne yakına olanları. Aferim dinlesinler.


Dance-pop: 80lere gelindiğinde disco janrının daha ticari hale modifiye olan bir nevi post-disco diyebileceğimiz bir dans müziği akımıdır. Sert vuruşlar, çok basit alt yapılar, vokaller, kaptırışa müsait melodiler bu janrın özellikleridir. Bugün radyolarda, gece mekanlarında çalan pop parçaların çoğu bu kategorinin mamulüdür. Örneğin; Beyonce, Katy Perry, Rihanna, Usher, Justin Bieber! …

Dance-pop kişisi. Aslında temel özellikleri bakımından, popüler kültürü birlikte paylaştığı Disco kişisinden farklı olarak Dance-pop kişisi elektronik müzik kültüründen daha da uzak, çok daha ticari, Türkçe popa da haliyle meyillidir. Aslında radyoda dinlediği Dance-pop parçalarının çoğunun alt yapısı elektroniktir ama bu kişi gece dans etmek için rock-bara gidebilmektedir. İşin kötüsü bu janrı rock-barlarda da pek güzel dinleyebilmektedir. Bu kişi tam da cep telefonu şirketlerinin kampanyalarında işaret ettiği gençliktir. Fast-food, sms, futbol, Pull & Bear, TV, TV, TV.

Dubstep: 90ların sonlarında İngiltere’de çıkmış bu tür, elektronik müziğin death –metalidir. Evet. Drum& Bass’in bir takım karanlık ve aksak elementler eklenerek cozutturulmuş halidir. Şu anda -görünen o ki- underground trendlerin başında dubstep müziği ve kültürü gelmektedir. Burial, Boxcutter, Skream  gibileri bu müziği üretenlerdendir. Türkiye’de düşündüğümden çok rağbet görmüş, beni hayli şaşırtmıştır. Lakin ömrünün çok da uzun olmayacağı aşikardır.

Dubstep kişisi: Oldukça genç olan bu kişi, bu sert, karanlık ve kestirilemez müziğe tahammül edebildiğine göre naif ve yumuşak başlı birisi olmalıdır. Saçları tam da Londra modasının önerdiği gibi asimetrik kesilmiş kısa bir modelden oluşmakta, 80ler türevi ceketler, pantolonlar, aksesuarlar kullanmaktadır. Bu kişi için olabildiğince kitsch görünmek anahtardır. Aslında görüntü olarak New York’lu hipsterların abartılmış halini andırır.  Indie fikirleri sevdiği besbelli dubstep kişisini 2010ların punkları olarak görmek mümkündür.Graffiti, juxtapoz, kareli şeyler, sneaker, kare çerçeve gözlük!

Bitti.

7 yorum:

Özgür Ceren Can dedi ki...

Sevdim. Genellemelere çok pis gülerim :))) nıhahaha!

Hich dedi ki...

Bende ayol, göbeğimi kaşıyarak:D

denizero dedi ki...

hahaha dubstep iste buuuuu :)...biliosun deneysel gözlemlerimi çeşitli mekanlarda....

Hich dedi ki...

bilmez miyim... kendini japonyada bi kulüpte zannettiğin de çoktur XD

varol döken dedi ki...

disco dediğin askerde olur!

Hich dedi ki...

ay biliyorum ben onu. allah düşürmesin amin.

varol sen bizi discoya götür die tezahur-atasım var lakin uzak die bir yer vardır. nası kalkcan gelcen şimdi ordan:)

varol döken dedi ki...

sen de pavyon mu disko mu ne istediğine bir karar ver artık!