26 Aralık 2011 Pazartesi

Almancı sanat ve Fiktion Okzident

Direksiyon dersime geç kalınca Pazar akşamüstünü Cer Modern'de geçirmek için ısrarcı oldum. Gittik. Ceren'in de bahsettiği gibi Fiktion Okzident sergisiyle burun buruna geldim. Sevinçten ve "unutmuşum, ya kaçırsaydım" telaşından adrenalin bastı. Sergi çok iyiydi. Neredeyse mutlu olacaktım:)

Şimdi ortada şöyle bir gerçek var. Almanya'da 3 milyon Türk yaşıyor. Bunların Türkiye'deki yakınlarının sayısı en az 5 milyondur diyelim. Yani hemen herkesin uzaktan da olsa bir "Almancı" tanıdığı var. Bir de Almancılarla sinemayla, edebiyatla karşılaşan 2 milyon daha tanışık eklersek, "Almancı kültürünün", 10 milyon gibi bir populasyona tanıdık gelen, aslında pek çok ülkenin nüfusundan da fazla insanla etkileşimleri olan devasa bir kültür olduğunu görürüz. Birkaç anahtar kelime bize bu yarı-Alman yarı-Türk ırkı hemen hatırlatmaya yeter: Mercedesler, Milka çikolatalar, turuncu küçük ev aletleri, Nivea kremler, Nescafeler, işçiler, 60lar.

Almanya'ya gittiğimde orada yaşayan Almanların birkaç şekilde yaşadığını görmüş, burada da biraz bahsetmiştim. Bir eski nesil ve dar kafalı güruh, hala Türkiye'de yaşadığını zannederek kendilerini soyutlamışlar, başka bir eski nesil ama açık kafalı güruh, Almanya'yı yaşayamasalar da çocuklarının yaşamasına müsade etmişlerdi. Yeni nesil Almancıların büyük kısmı, çocukluklarından beri Alman yaşantısıyla yoğrulsalarda iki arada kalmanın psiko-sosyal ikilemiyle genelde ikinci sınıf işlerden öteye çalışamamakta, ne yazık ki suça ve kirli işlere yatkın olmaktaydı.. Bu neslin çok küçük bir kısmı ise, asıllarını unutmamış, ancak iyi eğitim almış, iyi işlerde çalışan, daha çok Alman yaşantısına uyum sağlamış, daha çok "Alman olmuş" görüntüsü sergilemekteydi. Bu göçmenler Almancayı kendi usluplarında konuşup, sokaklarda geçtiklerini hissetirerek yürüken Almanya da onları dönerleri, küfürleri, tesettürleri, torbacılarıyla kabul etmişti.

Pazar akşamı Fiktion Okzident (Kurmaca Batı), bana tüm bunları tekrar hatırlattı. Çalışmaların hepsi çok iyiydi. Özellikle Kınay Olcaytu'nun enstalasyonları, feminizm, pragmatizm, anarşizm, turizm, Noelizm gibi Almancı'nın hayatına Almanya'ya girişiyle beraber girmek zorunda kalan kavramların çok güzel bir yansısı olmuştu bence. Düşünsenize bir Türk kadını, 60larda işçi olarak Almanya'ya gidiyor ve Noelin, anarşizm ve feminizm sloganlarının, Avrupa turistik yaşantısının renkli bir o kadarda farklı ve korkutucu yaşantısına dahil oluyor. Hiç kolay olmasa gerek.

Bundan başka Altan Çelem ve Ali Kepenek oldukça dikkatimi çektiler. Timur Çelik'in dev tablolarına hayran kalmamak (yanda) zaten imkansız olurdu.  İşçi sınıfının çikolatadan bir demir perde liderini "kafasızca" dinledikleri-izledikleri heykel enstalasyonuna kafa yordum. Girişte, valizlerin sergilendiği alanda, 60lardan kalma tahta valizlerle başlayan göçün umutlarını ve sızılarını düşündüm. Video-art kısmında yine pek anlayamadıklarım oldu -ki hala Roma Modern'de gördüğüm Feminizm konulu sergideki video-art parçalarının üzerine tanımam. Sonuç olarak, Kurmaca Batı'nın gerçek sanatçıları, bu büyük sosyo-kültürel olayı, Almancılığı bana çok güzel yaşattı. Bitmeden gidin derim. "Mutlaka"yı eklerim.

EDİT: "Almancı" sözcüğünü rahatlıkla kullanıyorum çünkü Almanya'dayken yalnızca bizlerin değil oradaki Türklerin, hatta Almanların bile Türk göçmenlerden bahsederken bu ifadeyi kullandıklarına defalarca şahit oldum. Seziyorum, bu tabir resmi olarak yerleşmek üzere. 

5 yorum:

Özgür Ceren Can dedi ki...

okurken gözlerim parladı, ne güzel yazmışsınız sayın Hich, sosyo kültürel saptamalar efendime söyleyeyim biçim içerik kıyaslamaları... :)

denizero dedi ki...

__meraktayım....__

Hich dedi ki...

ÖCC, hocam, izindeyim, ne diyim :)
Git derim bi beş dakka denizero'cum.

 Stil Direktörü  dedi ki...

Çok dolu bir paylaşım dediğin gibi inşallah gideriz sağolasın

Hich dedi ki...

stil direktörü, Ankara'ya da yolun düşerse elbet;)