29 Nisan 2010 Perşembe

Scusa, Il conto per favore

Bir haftalık İtalya gezimden döndüm. Şöyleydi:

1- DİL ve DAMAK:
İtalyanca bir tek "pardon, hesap lütfen" demeyi öğrenebildim; işte o da bu yazının başlığının ta kendisi. İtalyan peynirleri, kahveleri, şarapları, zeytinyağları, pizza, makarna, panini ve deniz mahsülleri gastronomanyak kişilik bozukluğuyla eve dönmeme sebep oldu. Şimdi ne yesem kesmiyor.
(
210 yıllık bir kafede kahvaltı )






2-GÖZ: Taraça evleri ve bahçeleriyle dağlardan sahillere inen Amalfi kıyılarında Akdeniz renklerine; her tarafından ayrık otu gibi tarih fışkıran Roma'da işlenmiş taşa, keşke daha çok para getirseydim dedirten tasarım harikası dükkanlara ve adım başı karşıma çıkan sanata doyan gözlerim bayram etti. Fuşya çiçekler gördüm hep; harika değil mi ?!




(İspanyol merdivenleri/ Hello Kitty'nin dev mağazası Camomile)






3-KULAK: Kuzenimin orada evlenmesiyle oricinıl Calabria müziği, Roma sokaklarında türlü türlü enstrüman ve İtalyanların kendilerine özgü yüksek sesli konuşmalarını işitti bu kulaklar... Çok bağırıyorlardı hakikaten, her dem kavga eder gibi ... Bir de bir sürü İtalyan erkeğinin arkamdan "bella" demesini duydum; şişindim, pek sevindim sanki bilmezmişim gibi herkese aynı muameleyi çektiklerini:)

(Öğle üzeri Roma sokakları)


4-BURUN: Akdeniz kıyılarında; Calabria ve Amalfi'de deniz, portakal ve limon ağacı, pişmiş balık; Roma'da yağmur, çiçek, pizza ve makarna; yollarda ve her yerde kahve kokladım. Onca çeşit kahvenin kokusu çiçeklerinkiyle karışınca, hele bir de bunlar Villa Borghese parkındaki taze toprakla buluşunca buhar olup uçasım; havaya karışasım geldi. Tabi bir de free-shop'ta parfüm satın almaya çalışırken burnum paralize oldu; ayılmak için tekrar kahve kokladım. (ravioli)


5- EL ve AYAK:
Bazı yemekleri; mesela pizzaları, paninileri, deniz mahsullerini parmaklarımla yedim. Ekmeklere, çiçeklere, mermerlere, heryerde karşıma çıkan çeşmelerin serin sularına dokundum. Ayaklarım ise tek görevleri olan sızlanmadan yürüme işini son güne kadar hakkıyla becerdiler. Lakin son gün, gezi arkadaşımınkiler de benimkiler de iflas etti; akşam yemeği için sonra oturduğumuz restorandan topallayarak kalktık.
(Türklerin -nedense- "aşk çeşmesi" dediği Trevi Çeşmesi)


İşte böyleydi. Birkere daha gitmek için Trevi'ye 50 cent fırlattım. Daha hiç görmediğim Vatikan, Colessio, bilmem ne var. Vizem uzun, allaaşükür, giderim heralde yaza (6.HİS)

7 yorum:

Özgür Ceren Can dedi ki...

çok şahaneeee kısıııım :))

Hich dedi ki...

enfes :)

varol döken dedi ki...

let's meet in milano next year:)

Hich dedi ki...

evet yaa
göremedim milanoyu, efenim venediği efenim floransayı.. memleket değil açık hava müzesi külliyen şekerim. hangi birine yetişeceğiz ... gidelim mi seneye hakkaten varolcuğummm?

varol döken dedi ki...

benim kapoera hocası milanolu bir italyan, kendisinin mezun olduğu kapoera akademesi de (evet kurs değil bildiğin akademi) milano'da... hayatımda ne zamandır ilk defa plan yapıyorum ve bu planın içinde seneye o akademide ders almak da var, tabi bunun için gerçekleştirilmes gereken başka şeyler var... ne demiş ünlü capoeira üstadı:

ginga yapmadan takla atamazsın!

Hich dedi ki...

:D ginga ne yaw...?

varol döken dedi ki...

ginga is the basic movement of capoeira...

bildiğin geriye adım ama tabi estetik olarak, dengeni bulmak için her hareketten sonra böyle geriye adımını büküyorsun sonra devam işte, hızlı yapınca şahane oluyor...

çok zevkli çok, bildiğin özlüyorum lan ders olmayınca:)