İstenmeyen tüyler ve kızlar


Lazer Epilasyon Kızları (LEK): Lazer yoluyla -milimetrekareler birim alınarak/birkaç seansta-tüylerinin kökünü kurutmaya kalkışmak, edebi metinlerde, kadının sabrını toprağınkiyle boy ölçüştürmeyi haklı çıkaran, bir nevi Zen hareketidir. LEKler, ya gerçekten bahtsız karakıl yumaklarıdır ve son çare buna başvurmuşlardır, ya da benlik algısı saçında başlayıp, topuğunda biten, bedenini kutsal bir emanet olarak gören ve onun için vakit -ü nakit harcamada sınır tanımayan dişilerdir. Keza, yöntem uzun vadede pratik gibi görünse de, her seansta birkaç cm'lik alanın tüyleri zayıflatıldığından, tombik bacaklar falan düşünülünce, hafazanallah! Efendiler, aslında LEKler disiplinli kızlardır, ama dikkat etmek gerekir; gerçekte az tüylülerse, bu kadar disiplinden korkulmalıdır!

Sir Ağda Kızları (SAK): Şimdi bu sir ağda, ağda teknolojisinin son keşiflerinden olup, vücuda yapışınca, bir çeşit yağlı kimyasal uygulanmadan, s.ksen temizlenmeyen, sıcak ve yeşil bişeydir. Güzellik salonlarında yapılır. Dolayısıyla SAKlar, LEKler kadar olmasa da bu iş için vakit ve nakiti düzenli harcayan, kendine saygılı (!) tiplerdir. Ama aslında SAKlar gelenekseldir. Özlerinde annelerinden öğrendikleri bebek kukusu gibi tüysüz kukunun kadın olmanın birinci kuralı olduğuna inanırlar. Kuaför alışkanlıkları, onları tüylerini de emin ellere bırakmaya yöneltir; SAKlar tüketici toplumun birer simgesidir.

Ev-tipi Ağda Kızları (EAK): Evde ağda yapmanın en geleneksel türü şekerli ağdaların ısıtılıp, uygulanmasıdır. Bu eski-toprak kadınların bir ritüeli, gizli kaçamakları, hahaha-hihohalarıdır. Şimdilerde ise, soğuk ağda bantları, ılık ağdalar, kumaş parçalarıyla uygulanan sıcak ağdalar gibi envayi çeşit ürün market raflarında bekler, siz de "ne lan? nası?" diye bakakalırsınız. Neyse konuya gelelim, EAKlar, eski-toprak annelerinin çok bilmiş kızlarıdır. Gelenek sürer ve ciyaklayarak tüylerden arınma ritüeli gerçekleşir. Ama ürünler evde yapılmaz, dışardan alınır. EAKlar tam ev kadını olabilecek mayaya sahiplerdir. Efendiler, bu tip kadınlar ile evlenebilirsiniz, ekonomik, işbilir ve muhafazakarlardır.

Epilatör Kızları (EK): Epilasyon makinesinin tüyleri yolması teknolojik bir yöntemdir. EKler de teknolojik tiplerdir. Yüksek ihtimalle eğitimli, yenilikçi, pratiktirler ama ağdacılar kadar özenli oldukları söylenemez. Çünkü ağda ile görünmeyen ince tüyler de alınıp beylerin "ağzına layık" etler hazırlanırken, EKlerin tenleri, ince, görünmeyen tüylerle kaplıdır. Zira epilatör ile görünen tüyler alınır, konu kapanır. Efendiler, EKler ile sohbet edip, dostluk kurabilirsiniz, ama salçalı yemek yapmalarını beklemeyin; brokoli çorbasına razı olun.

Jilet Kızları (JK): JKler, jiletle birkaç günde bir traş olurlar. Aslında pratik gibi görünse de, JKlerin, daha fazla mesai isteyen bu yöntemi tercih etmelerinin sebebi, sabırsız ve üşengeç olmaları olabilir. Ama daha yüksek ihtimalle, seksapellerinin masumiyetlerinden değil fettanlıktan geldiğini düşünmeleridir. Yani JKler, öyle bebek gibi tenle kadın olma fikrine uzaktır. Onlar biraz salaş, biraz da oynaktırlar. Özensiz ama tecrübeli. Efendiler, kolay ilişki arıyorsanız, beraber olduğunuz kızın, tüyleriyle sakallarınızın keskinliğini ölçüştürün; ne kadar keskin, o kadar kolay!

Tüy Dökücü Kızları (TDK): Bu grup, sakalımsı sonuçları ve toplumdaki yaygın kanaatinden kelli, jilet vurmayı gururuna yediremeyen, hafif saftirik kızların kaybedenler kulübüdür. Tüy dökücüler, tüyleri kökünden dökmez ki, çıktığı yerden eritip, düşürür. Yani jiletin kimyasalıdır. TDKlar da, içlerinde gelenekselliği korumak dürtüsüyle yaşayan, ama ucundan dejenerasyona maruz kalmış kızlardır; tüyleri olmasın isterler ama tüylerinin geleceğini umursamazlar. Çok eğitimli olmayabilir, ya da çok genç olabilirler. Üstelik tuhaf şeyler deneyebildiklerinden, yaşamlarının gidişatı da önceden kestirilemez. Efendiler, TDKlar, ilişkilerinde de böyledir, başta geleneksel tatdalardır, ama içlerinden hangi film karakterinin çıkacağını bilemezsiniz.

Tüylerini Almayan Kızlar (TAK) : Tüylerini hiç almıyor, örecek kadar uzatıyorsa ve Türkse, ya hippidir, ya da delidir, ve muhtemelen bitlidir... Tüylerini makasla kısaltıyorsa, akıllı, hatta idealist bile olabilir. Yüksek ihtimalle de feministtir.... Tüylerine kalp, çizgi vs gibi şekil veriyorsa; efendiler, bence; gece enerji içeceğinizi yanınızdan ayırmayın.

Bazen Öyle Bazen Böyle Kızları (BÖBBK): 20li yaşların ortalarına kadar çeşitli yöntemlerin denenmesi normaldir, ama 25ten sonra da halen bir yöntemde stabil kalınmamışsa o kızlardan ölesiye korkabilirsiniz efendiler; çünkü onlar için, her istenmeyen tüy çözümü bir erkek tipini simgeler. Yani size JK olarak görünmüşse, siz onun sadece cinsel partnerisinizdir ve O ertesi gün bir SAKa dönüşüp bir başkasına "arabana bayıldım, benimle evlen" diyebilir. Evet, hayat onlara güzeldir.

4:21 PM

Periler ve Masallar

Gönderen Hich |


J.R.R Tolkien'in "Peri Masalları Üzerine" adlı didaktik kitabını, mentos şekeri ağzımda evire çevire eritip yer gibi bitirdim. Çok ciddi bir inceleme olduğundan ve Tolkien'in usta zihinsel becerilerini akademik uslubuyla ortaya koymasından, herkesin -hele ki peri masalları umurlarında değilse- okuyabileceğini düşündüğüm bir kitap değil. O yüzden perilerin meraklısına ve okuyucunun kararlısına öneriyorum. Kitap, peri masallarının çocuklar için olmadığını, Alice gibi rüya dünyalarından ya da hayvan masallarından ayrılması gereken, inanç temelli bir gelenek olduğunu anlatıyor... Onlara inanmak konusunda sıkı bir felsefik tartışma başlatıyor... Şık değil mi?

***Kitap en sevdiğimiz yayın evlerinden, anarko mayalı Altıkırkbeş Yayınevi'nden***

Bu arada Fairy/Fantasy-Art neredeyse güzel sanatların bir dalı haline geldi! İşte son favori artistimden birkaç parça, lütfen galerisinin tamamını görmekten kendinizi mahrum etmeyin:

Jean-Baptiste Monge
Banniere J-B. Monge



8:00 PM

v.v.v.

Gönderen Hich |

Geldim. Gördüklerim:

> GoGo dansçılarında açık kıç çatalı modası var.

> Balayı odalarına gül yaprakları serpiştiriliyor, sen de sabah ağzının içinden yaprak çıkararak uyanıyorsun. Aslında American Beauty'nin en baba metası, bir balayı odasına gönderme!

> Aniden bana tupperware* satmaya kalkışmalar başladı. Hiç beklemediğim dostlarım ısrarcı distribütörlere dönüştü. Pusuda bekliyorlarmış.

> Yunanistan büyükelçiliğinde, sabahın köründe sarhoş olan alkolikler çalışıyor ve bunlar evrakla besleniyorlar. Sürekli arayıp, vizen için yeni, taze evraklar istiyor, "Almanya'da oturma iznin var, kesin sen Almanya'ya kaçacaksın" diyecek kadar paranoyaklaşıp, süründürüyorlar vizeni. En güzeli Yunanistana hiç gitmemek.

> Herkesin içinde biraz alaturkalık var. Hem de lanet olası herkesin. En marjinal arkadaşın gelip gelin teli falan isteyebiliyor, yürekten, bir ritüel yaşarcasına alıyor ve hırsla saklıyor! Olsun, kabul et, başını eğ. (eğik)

> Düğün partisi veriyorsan, partiyi verdiğin mekanın o gece açık olacağından emin ol! Yoksa açtırmak için karakola gitmek ve oradaki gözü patlamış kadın ile, çocuğunu kaybetmiş babanın şaşkın bakışları altında, gelinliğinin eteğini kaldırıp, ayağını yere vurarak "ben partimi istiyoroom" demek zorunda kalırsın, ki bu... üzücüdür...


*tupperware: vakumlu plastik saklama kapları

4:20 PM

DUB FX denen serseriyi dinle.

Gönderen Hich |

işte beatbox!

Dub FX 'Love Someone' from Ben Dowden on Vimeo.

The Secret: The Movie, The Book and The Idiots: Rhonda Byrn kişisinin, yıllardır anlatılan, pozitif düşünerek istediğimizi elde edebileceğimiz gerçeğini, sanki büyük bir sır veriyormuş gibi, başta elleri kırmızı ojeli, kadın programlarının Ebru Şallı tarzı olanlarında, otlarla şifa bulan, Pilates'i arkası köklü felsefeye dayalı bir egzersiz sanan orta-zekalı kadınlar ve kesinlikle sümsük, süpsümsük olan gerizekalı erkeklere kakalamasıyla ortaya çıkan furyanın kitabı ve filmidir.
Bu kadınlar, sanki adet görmeyi ortadan kaldıran ya da pubik bölgelerindeki tüylerin kökünü kurutan bir ilacı ele geçirmiş gibi, birbirlerini dürterek kitabı tavsiye eder, yanlarından ayırmaz, orda burda salak bi sırıtışla okurlar. Evet, artık entellektüellerdir; bir kitap tavsiye edebiliyorlardır; hem de okuduklarını anladıkları bir kitabı; hem de yüzde yüz "zengin olmanın formülünü" veren bir kitabı! Fakat sonra hangisi zengin olmuştur sorarım; hiçbiri; iki-üç ay sonra, disiplin isteyen olumlu düşünme sistemini kıçlarını sıkıp, zihinlerini kontrol edemediklerinden terk etmiş, kendilerini İbrahim Saraçoğlu'nun zencefil ve katır tırnağı kokan kollarına atıvermişlerdir; önemli olan sağlıktır, zenginlik değil!!!
(Bu sırrı bilen (!) erkekler hakkında söylenecek birşey yoktur, takdir edersin!)

Gaia Hipotezi: 60larda bağımsız bilimadamı James Lovelock NASA'da çalışırken dünyanın bir "organizma" olduğunu ileri sürmüş ve bu hipotezi geliştirmiştir; dünyadaki yaşamın adı gaia'dır ve buna göre karalar gaia'nın kemikleri, okyanuslar, denizler ve ırmaklar onun dolaşım sistemi, atmosfer onun solunum sistemi, üzerinde yaşayan canlılar da onun sinir sistemidir. * *

Acaba bu durumda Dünya gezegeni Mars gezegenini s.kerek mi üreyecektir? Yoksa mayoz mayoz ikiye mi ayrılıverecektir orta yerinden? Üreyemeyecekse nasıl bir "organizma" olabilir kendisi? Hadi len ordandır.

1- Ailesinden görgülü, iyi eğitim almış erkek çocuklarının çocukluk arkadaşlıkları bozulamaz! Bunlar okul hayatları boyunca dizdize yaşar, birbirlerini kollar, hele ki lisede vs aynı okula gittilerse, geri kalan hayatlarında kadınların bile(!) anlayamayacağı bir ilişkileri olur, birbirlerine yapışırlar. Kadınlar geçicidir, dostluk bakidir onlara göre... Hiç yalnız kalmazlar... İmrenirim.

2-bu her ne kadar daha önce anonim olarak dillendirilmiş olsa da- Aşırı feminist kadınlar hakikaten ya çirkindir, ya lezbiyendir ya da ikisi birdendir. Hatta hemen hepsinin içinde lezbiyenlik eğilimi olduğunu sezer gibiyim...
Azıcık feminist olanların da çoğu ağızları boş kalmasın, lafla dolsun diye feminismus ahkamı keserler, ama yatak odalarında feminizmin Fe'sini tanımazlar, bilesiniz! (ben nereden bilirim? anlatırlar)

3- Stephen King okuyan adamdan zarar gelmez. Hiç görmedim ki bir King okuyucusu kitaplardaki korkunç karakterleri biraz andırsın ya da kötü kötü baksın ya da gerginlik yaratmaya meraklı olsun ya da...
Tersine bu kişiler ekseriyetle muhlis, naif, duygusal kimselerdir; belki de asla yaşayamayacakları gergin, tansiyonu yüksek deneyimleri King kitaplarında aramaktadırlar.

4- Almancı dişileri üçe ayrılır:
-Asimile olmuş Almancı dişisi; çok azgındır, libidosu tavandır, yaşam onun için her saniyesinde bir şovdur, kendisi de şovun yıldızıdır! Koca kıçlı, kıl kaplı gövdeleri, boyadan paçavra olmuş saçlarıyla dünyanın şu koca şovunda aslında hangi rolü oynadıklarından bihaber bu dişilerin bilmedikleri birşey daha vardır; Türkiye'de bağıra çağıra Almanca konuşmaları çok ayıptır. İğrenç görüntülerini Almanyalarına götürsün orada bağırıp çağırsınlardır.
-Asimile olmamış ama bağnazlaşmış, yobazlaşmış, konservatif Almancı dişiler, Türkiye'deki yobaz hemcinslerinden pek farklı değildir; bunlar a.k. partisi kadın profilinin dil bilenleridir.
-Asimile olmamış ve yobazlaşmamış Almancı dişisi ise bir içim sudur. Aklı güzel, kendi güzeldir, lafı sözü dinlenir. Tek sorunu diğer aygırlar gibi kaşlarını almayı bi türlü becerememesidir. Ama olsundur, onu da estetiğin kültürler arası algısındaki farklılaşmaya bağlayabiliriz biz.

12:17 PM

Elimde ne var?

Gönderen Hich |

Amak-ı Hayal
II. Meşrutiyet Dönemi yazarlarından Filibeli Ahmet Hilmi'nin sufi bir dille* kaleme aldığı tasavvufi bir kitap... Okuyan bir kez daha okumak istiyor muhakkak... Keza bu benim ikinci okuyuşum...

Kitap, varlık ve yokluk felsefesi, iyi ve kötü zıtlığı, bilgi ve varoluş hakkında fantastik kurgular ile deliliğe ve tasavvufun diğer pek çok temasına yumuşacık dokunup, ilham veriyor... Kesinlikle öneririm!

Şu anda elimde Lacivert Yayıncılık'tan bir baskısı var, fakat Kaknüs yayınlarından olanı bulmanızı, içindeki bazı eski Osmanlıca şiirlerin de tercümesine ulaşmanız açısından öneririm... (Yanda resmini gördüğünüz baskıda bu tercümeler yok)




Kitaptan bir alıntı:
-Yoklukla varlığın bir olduğunu kim ispat edebilir?Böyle bir söz bile deliliktir.

-Kim mi, dedi Aynalı Baba. Bilmekle bilmemeyi bir tutan deliler!
(s.91)



*İhsan Oktar Anar okuyucularının alışık olduğu gibi

2:27 PM

fick dich schlampe!!!

Gönderen Hich |

Aa... RTL'de punkt 12 diye bi programı izliyordum az önce. Bir de ne göreyim bir çift Alman Türkiye'deki otellerin aslında kaç yıldızlı olabileceklerine ilişkin dedektif gibi açık aramaktalar! Gelmiş bunlar Antalya'da bir otele, yemeklere falan laf atıyolar, çöp tenekesinin etrafına bir iki peçete saçılmış ona laf ediyolar, odalarından da bi çekirge çıkmış bunu görünce 5 yıldızlı otelin aslında 4 yıldızlı olduğunu ilan ediyorlar!!!! Ananızı s@+&% lan!

Kendi ülkelerinde adam gibi bir tane otelleri yok, hepsi dünya markası otellerin şubeleri. Özbeöz Alman olanlar hizmetten bişeyden anlamaz sikko pansiyon bozmaları... Tanıştığım bütün Almanlar Türkiye'deki otel anlayışına ve hizmetine ne kadar bayıldıklarını anlata anlata bitiremiyordu... Nedir şimdi bu TV show? Türkiye'ye gelmesinler mi Almanlar? Nereye gitsinler? Hem 400 € işsizlik maaşıyla geçinen ezik fakirleriniz bile sayemizde 5 yıldız otelde tatil yapıyor hem de artistlik yapıyosunuz! s.ktirin gidin lan... Aa... Fırlattınız yine milliyetçiliğimi ...

3:20 PM

New-age bullshit ( Yeni çağ kebabı)

Gönderen Hich |

Evet, "yeni-çağ" olarak Türkçeleştirdiğimizde bir şeye benzemeyen new-age, insan potansiyelini araştıran ve evrensel gerçekliği arayan spiritüel bir akımdır aslında fakat meme uçları pek sivridir... İncilerinden seçmeler efem:

Foton Kuşağı: İpimle kuşağım, s.kmle t.şağımdır... Astronomik oalrak olası bir gök cisimleri dizilimidir. Fakat bu durum "2012 yilinda günes sistemimiz tüm gezegenleri ile birlikte bu kusaga girdiginde dünyamizin ozon deligi onarilacak ve tüm yasam 3. boyuttan 5. boyuta geçecek."* şeklinde yorumlanmaktadır.... 3ten 5e uzadığımız bu dönemde ekmek kızartamayacak, TV izleyemeyecek, şişecek, şişecek, sonra iyileşip telepati yapacak, kaşık bükecek, süpermen olacağız, ve uzay gemilerimiz(!) fezada fink atacak.... Ozon deliğimizi onarmak üzere de Galaktik Federasyondan emekçiler gelecek, pamuk eller cebe girecek.

2012: Maya takviminde dünyanın sonu olarak belirtilmekte, new-age uleması tarafından zamanın sonu ve hatta başlangıcı olarak yorumlanmaktadır. Ben de bu yoruma inanırım, ama hala bi hareket göremediğimden kıllanmaktayım. Apokaliptik yalanlardan biri olabilir mi acaba??... Bana ne soruyosun kendin şeyet...

DNA aktivasyonu: Bir önceki yazımda değindiğim gibi, 2 değil, 6 değil tam 12 iplikçiğimizle DNAmızın göreve başlaması, bizim galaktik insana dönüşüvermemiz... 2012 yılında foton kuşağına geçişimizle olacaktır. Buradaki mutasyonun sonucunda belki penisim çıkabilecek de "penis envy" sorunumdan kurtulacağımdır.

Galaktik Federasyon: İçinde Sirius'unda bulunduğu Samanyolu Galaksisinin yönetsel örgütü! Dünya gezegeni olarak 1993te tam üyelik almışızdır da haberimiz olmamıştır. Eksik olmasınlar, biz dünyalıları aralarına almışlar ve galaktik insan tekamülüne ulaşmamız için yordam göstermektedirler. Ama Hich gibiler dalga geçsin diye mi, hayır... Hich onlardan biridir zaten.

Sirius: Büyük köpek takım yıldızının en parlağı; alfa canis majoristir. Alfa diyorum bak... Alfa-beta'nın A'sı... Bizi bunlar yaratmış, deneyler sırasında da yanlışlıkla Atlantisi patlatarak dünyadan kaçmış gitmişlerdir... Bu Sirius yetkilileriyle insan medyumlar arada iletişime geçer ve bazı bilgileri dünyaya sızdırırlar, örneğin;
"Anadolu, son devre için, Sirius tesiri için hazırlanmış bir jenaratördür. Ve buradaki halk seri devreler halinde bağlantıya geçmektedir."
*
der Sirius yetkilisi, "o halk sensin, uyan ve yak devreleri" demek istemektedir.

Bundan başka, Adrian Dvir kişisi de kitabında uzay gemisiyle dünyaya gelen X-3 isimli Siriuslu ile sohbete girdiğini iddia eder, şöyledir:
A: Uzmanlık alanınız nedir?
X-3: Başta böbrekler olmak üzere, tüm iç organlar uzmanlık alanım içindedir. Şu anda bir denetleme görevi olarak dünyanızda bulunuyorum. Buradaki tıp grubumuzun çalışmalarını denetlemek ve böbrek rahatsızlıklarının giderilmesi konusundaki sorunlarında danışmanlık yapmak üzere burada bulunuyorum.
*

Yani anlaşılmalıdır ki X-3 Sirius'ten ta buraya, Cerrahpaşaya ihtisas için atanmıştır ve Fadime Teyzenin altına kaçırma problemine çözümler arayacaktır. X-3 kuantum sıçraması yapabilirse tayini Paris'e çıkabilecektir.

Kuantum Sıçraması: "Düşünüyorum o halde adam gibi düşüneyim, aklıma gelen başıma gelir haa" şeklinde özetlenebilecek bir teknikle zihni eğiterek yaratıcı rolünü kazandırmak, kaba parçadan kibar parçacığa ilişmek... "Sevinçten delirerek" orbitallerinize zengin olmaları emrini verirseniz orbitalleriniz sizi kırmaz, zengin eder... Bu çalışmalardaki sıçramalar esnasında aşil tendonuna dikkat edilmesi gerekir, zira pat diye bir sesle kopabilir... Kişi kuantum evrende yaşamını üretirken "an" da kalabilmeyi başarırsa özgürdür, neden? Çünkü o kişi kelebeğin kanatlarındadır! Kelebek?

Kelebek Etkisi: Güney Amerika'da bir kelebeğin kanat çırpışı Asya'da bir kasırgaya sebep olabilir, konu budur... Kelebeğin ömrü 1 gün olduğuna göre Asya'daki fırtınaların hepsi aslında bir milyon yıl önceki kelebek çırpıntısı olabilir mi? Kuantumda olmaz diye bişey olmaz... Filmi de var hani... Oğlan kıza bir türlü kavuşamıyor, en sonunda sittir ediyor. "Kelebeğin yan etkisi" böyle bi adam sendecilik oluyor işte...

Gözünü sevdiğimin Yeni Çağı sana herşeyi helal kılan bir anlayış sunuyor.

Bioritim: Mesela sabahları erken kalkamıyosun ya da çükün kalkmıyo. New-age'de çareler tükenmez. "Bioritmim sabahları erken kalkmaya uygun değil benim yaa" ya da "fiziksel ritmim düşük canım yoksa sana hiç kalkmaz mı çüküm" diyebilirsiniz. Herkes anlayacak saygı gösterecektir.

Türlü masajlar, spa, aromaterapi: New-age senin keyfinin bir nevi kahyasıdır, dile ondan ne dilersen... Masaj yaptırmassan, Spaya gitmessen yaşayamaz, güzel şeyler koklamadan (aromaterapi) hayatta kalamazsın ki... Vur hedonizmanın beline hakkındır, sen yaya yaya galaktik insan olacak, dünyayı Sütlüyolda temsil edeceksin!! Aaa, lütfen keyfine bak, uzat ayaklarını, ben taşları, yağları ısıtıp getiriyorum şimdi...

Tantra: Yeni çağcılar olarak üşenmeden gittik, uzak doğunun kadim öğretisini Batıya getirdik, işinize geleceği gibi bir güzel yorumladık... Aslında Shakti ve Shiva'nın oyunundan yola çıkılıp, evrendeki her deneyimin ilahi oluşuyla ilgili köklü bir doktrin olsa da biz batılı yeni çağcılar sizi yormuyor ve hemen Tantra'nın en civcivli ritüelini açıklıyoruz: Sevişin!!! Hem de her pozisyonu deneyin!!! Zevk almak için yapın, özgür olun ve orgazm ile kutsallaşın!!! Seks üremek, zevk ve özgürlüktür. Ne kadar çok orgazm olursanız o kadar tanrısallaşırsınız!! evet, hooraaay!

New-Age ile 1 değil 2 değil tam 4 bedenin olacak!!!

Bedenlerimiz: Fiziksel beden, astral (duygusal) beden, mental (zihinsel) beden ve kozal (ruh) beden. Beden eğitimi öğretmeni olmak artık o kadar kolay değil... Bütün bu bedenlerimizin ayrı işlevi var, fiziksel olan sevişmeye, astral olan seyahat etmeye, mental olan soru çözmeye, kozal ise ruh çağırmaya yarıyor. Özellikle bunlardan astral olanı dünyayı dolaşmamıza, Tibete felan gitmemize yarıyor, hem de oturduğumuz yerden... Tek yapmanız gereken Astral Seyahat Acentasını aramak!

Çakra: "Çekil önümden çakralarımı kapatıyorsun!" derseniz ağzınıza bi tane çakrabilirler. Bu konu new-age - uzak doğu ikilisinin en çok alay konusu olmuş ögesi olsa da aslında bütün öğretilerin temelidir. Şu uzaylı dostlar bile gelip, gaipten mesajlar vermeye kalktıklarında ilk iş çakralarımıza bok atar, bizi beğenmeyip kalp çakramızı felan açmamızı önerirler. Akupunktur desen çakrasız olmaz. Ayurveda desen keza öyle. Ya bu çakrayı yersin ya da New-Age'ci olamazsın velhasıl-ı kelam!



DEVAMI GELECEK!

8:12 PM

Mysterious Skin

Gönderen Hich |

Beyzbol koçları tarafından cinsel tacize uğrayan iki erkek çocuğun hikayesi. Çocuklardan biri fahişelik yapıyor, diğeri ise olanları hatırlamaya çalışıyor.

Off.. Filmin bitiş müziği hala devam ediyor, hala tüylerim diken diken... Dönüş Yok'tan sonra izlediğim en "harsh" seksüel içerikli, yürek yakan, mide kramptıran filmdi.... Kesinlikle öneririm ama dikkatli izleyin...

Gregg Araki filmi, 3 tane de ödülü var. IMDB puanı 7.9. Benden de bi 8.5 alır.

12:20 AM

Elimde Ne Var?

Gönderen Hich |


İçdeniz Balıkçısı (A Fisherman of the Inland Sea )

Ursula K. Le Guin’in sekiz öyküden oluşan kitabı. Bilimkurgu okumamak üzerine bir giriş yazısı var ki dostlar, iki kere okumak istedim... Bilimkurgu sevmiyorsanız bile Dost'a, DNR'a falan girip kitabın girişini bir okuyun derim...

6. hikayeyi okumaktayım, şimdiye kadar okuduklarıma ortalama 10 üzerinden 7* veririm... Fena değil ;)


*: Newton'un Uykusu adlı öyküyü sevemedim, yoksa 8-8,5 verirdim:)

EKLEME: Kitabı bitiremeden bıraktım arkadaşlar, zorlamak istemiyorum kendimi daha fazla... Bu yazıyı yazmadan önce okuduklarımdan daha kötü buldum sonradan okuduklarımı, özellikle Çörtme Teorili İçdeniz Hikayeleri, ı ıh... önermiyorum...

1:11 AM

bırak allaasen

Gönderen Hich |

Paris je t'aime: beğendim, güzel kısa filmler... en çok da Natalie Portman'lı olanı sevdim; Star Çankırı Çayevi diye bi yerin önünden geçiyolar hem :) Türk istilasının sonu olmayacak gibi...

Mojito: okuldaki hocalarıma mojito sözü verdim, üstelik okulda yapıp içmek üzere! takım taklavat gideceğim: bacardi, nane, soda, lime (ki b.k bulurum TRde, limona tabi), şeker, nane ezeceği :P, bardak!

Postdoc: Gülfem'le karar verdik ben postdoc için Kanada'ya gidiyorum:) Daha tezimi bitiremeden kariyerimin diğer adımlarını planlıyorum, ne güze değil mi? :S yok şekerim, iflah olmam ben.

Aşk: Elif Şafak'a sokiym size bişey olmasın. İyi yere kapak attı hatun, "sufi dünyasında bir kadın yazar", waaayy! iyi hoş, uslup uçuyor, 4 kitabını okumuş birisiyim ben de bugüne bugün... Peki ama tekrarlar? paso aynı metaların, konuların temcit pilavı gibi atılması önümüze? o cinler ne öyle o cinler? yersen işte...

KROMOZOM Kardeşler: komiklik yapmaya çalışmıyorum, DNAmızın 2 sarmaldan 12 sarmala çıkacağı günleri iple çeken bir "brotherhood" var. Hatta bu süreç başlamış bile; 2012de de foton kuşağı hikayesiyle herkesin 12 iplikçiği olcakmış... ben sanırım 7-8 iplik yapmışımdır, fekat, nerde test edebiliyoruz bilmiyorum. 12ye çıkan varsa kesin Robert Downey jr veyahut Hugh Jackmandır.... meraklısı buyur, buyur, türkçe buyur. Hastasıyım fotonun, kuantumun, gözlerinin ve indigoların.

Indigo Child: Hazır elim değmişken bu akıma da değineyim. 80lerden sonra doğan çocukları (bazılarını) pek akıllılar, efenim koca gözleri var, efenim isyankarlar ve kararlılar felan diye kozmik bir sıfatla "indigo" olmakla etiketleyip, histeriyle birebir ailecek tanıştırıldılar. Aileler "aman benim oğlum uzaydan geldi, tanrı kimin bişi!, dünyayı o kurtarcak" diye sosyal bir orgazm yaşayarak ortalarda gezdi... Sonra ne oldu? mistisizm sektörü boş durmadı ve modası geçmek üzereyken bu indigoların ardılı olan "kristal çocukları" sürdü piyasaya... indigolar "out" olup, kristaller oh oh pek yaman olmuşlardı. Ben de bu süreçte, "sen şusun busun" diye kandırılmış biri olarak size öğütlüyorum dostlarım; kristalden sonra bir üst sürümü; "mikrodalga çocukları" çıkarabilirler hazır olun... Bunun sebebi ana-babaların çocuklarından tam teşeküllü bir histeriyle "önemli biri olmalarını" daha 6 aylıkken görmek istemeleri. Çocukları geçmişten biraz farklı kılan da, modern dünyada aşırı uyaranlı algılama süreçleriyle yedikleri GDOlu besinlerdir... Ama tabi kapital sistem ebeveynlere çare oluyor, kitaplar, CDler basıyor, bu çocuklarla "başetme" ve onları anlama(!) yolarını öğreten seminerler felan veriyor....Hey yavrum hey! Düşmeyin tongaya çocuklar, bebek bebektir, hiçbirimiz de özel mözel değiliz...
(Galiba bu new-age saçmalıklarını biiirbir anlatmaya başlasam iyi olur. Bi ara, evet..)

10:04 PM

all I want is everything

Gönderen Hich |

> Avea'nın Blackberry reklamındaki el kiminse kendisine bir fan club kurmak istiyorum; MC Hammer'a dans etmeyi bizzat "eliyle" öğretmiş gibi...

> Artık H&M ve Pimkie Türkiye'ye gelsin istiyorum, bi yandan da herkesin üstünde aynı şeyleri görmekten tırsıyorum...

> Bloguma yazabilmek istiyorum, çok istiyorum, ama beceremiyorum; tanrı Zamandan ihsan istiyorum.

> Her gün haşlanmış mısır yemek istiyorum. Ama denk gelip almak, alsam da yollarda şapur şupur yemek zor geliyor. Bir de dişimde kalıyor hep, kürdan gerekiyor.

> Yağmur yağsın, hava kapansın, hamamböcekleri ve keneler boğularak ölsün istiyorum. - Annemin bi arkadaşı, Ankara'da, keneden öldü! Baya öldü, gözünden kan gelmiş falan.-

> Edgar Allen Poe hikayelerinin birincisini bitirdim, ikincisini de istiyorum. Dolgun olmasına dolgun ama tekrarlı uslubu ya bayarsa diye alamıyorum.

> Almancaya devam etmek istiyorum, kursa gitmek istiyorum, ama Tömere gitmek istemiyorum. Kızılaydaki Tömerde yangın merdivenlerinde sigara içiliyor felan, gerçekten çok zalim, insanlıkdışı bir ortam var orada...!

> Şahan Gökbakan tutuklansın veya budist manastırına kapatılsın veya Sahra çölüne sürülsün istiyorum. Lost'un yazarları için de aynı şeyleri istiyorum.

> Evimizin dekorasyonu bitsin, minimal esaslı neo-vintage, provensal detaylı, romantik ama kitch olsun istiyorum. >:P

> Gökçe'nin düğününde tuvalet giydim, hep giymek istiyorum, herkes sokaklarda tuvaletle dolaşsın istiyorum, kuğu gibi....

> Ünlüler bir zamanlar kınandığı, dışlandığı halde ölünce kahraman olmasın ya da sağken ne yaparlarsa yapsınlar kınanmasınlar istiyorum... Evet, mesela Jacko, adamı sağlığında yerin dibine soktular, ölünce de göklere çıkardılar, bu ne be, Jacko'nun karbonlarının da çok umurundaydı bu törenler felan...

2:40 PM

simsüç

Gönderen Hich |



Sims 3 çıktığı için bir süre aranızda olamayacağım.
sevgiler selamlar

Bu arada google image results sayfasının yeni renk ve içerik aramalarına yönelik eklentileri müthiş olmuş, hayalimdeki image search'e adım adım yaklaşıyorlar... diyeyim dedim.

11:10 PM

Tarkaaağğğnn

Gönderen Hich |

Voodoogirl'ün bir yazısına laf yetiştirirken hatırladığım bir anımı paylaşacağım şimdi sizlerle... Bazılarınıza bizzat anlatmışlığım var elbet, ama herkes bilsin istiyorum, herkes...

Şimdi efendim konumuz Tarkan Tevetoğlu.... Bildiğiniz gibi kendini mega star ilan etmekle kalmayıp, yurdum insanına da öyle bir takım havalar atarak, gözden uzak star yaşantısı sürdürüyor... Tabi kendisinin bu gözden uzak yaşantıyı sadece starlara özel bir davranış olduğu için benimsediğini düşünüyorsanız, siz de benim gibi yanılmışsınız.

Evet, hikayemiz şöyle... Efenim birgün Görkiyle mini bir seyahatimizde Amsterdam'ın güzide coffee-shop'larından "Baba" da oturuyorduk. Bilirsiniz Hollanda hükümeti bir takım otların yenilip içilmesini serbest bırakmış yegane memlekettir. Bizde "eh madem geldik neymiş bakalım" dercesine girmiştik bu coffee-shop'a. Hoş beş laflarken kafamı kaldırdım ki, bizim Tarkan ve Voodoo'nun bahsettiği o meşhur koruması ve sanırım o korumanın korumaları bir 8-10 kişi daldılar göt kadar mekana.

Lan Tarkan mı lan bu yoksa ben mi halusiyonasyon? derken Görkiyle göz göze geldik. O da afallamış bana bakıyor... Evet, tabiki de Tarkandı. Hatta sonradan öğrendiğimize göre ertesi gün A'dam'da gerçekleşecek Madonna konserine gelmişti... Herşey OK... ama tabi ki konumuz bu "neden-olmasın" şeklindeki rastlantı değil çocuklar...

Konumuz Tarkan'ın bildiğiniz gay oluşu afedersiniz. Coffee-shop'tan içeri girişi ile kaşar konsomatristler gibi ellerini omuz hizasına ani bir hareketle çekerek kaldırıp, arkasındaki sevgili korumasına dönerek "ay burası çok doluğğğ" şeklinde, büzülmüş dudaklarından çıkan incecik bir sesle kendini anlatması - dolayısıyla bize de- ve bizim Görkiyle birkez daha göz göze gelişimizle süren bir macera konumuz.

Koruması -üstelik- elinin tersiyle "hadi gir gir, iyi bura" diye terslercesine, son derece maskülen bir tavırla Tarkanı itekleyip, kendi de peşinden çeşitli otların satıldığı aktar(!) barına yürüdü. Peşinden de diğer ne idükleri belirsizler tabi... Birşeyler satın aldılar -baya çok-, sonra oturup kahve içerken biraz eğlendiler (!). Tarkan ortalıkta yer beğenmeyen, başka masa boşaldığında ellerini hafifçe çırpıp "koş,koş,koş" diye herkesi "masa tutmaya" yollayan, şımarık küçük kız havasında, kıvırtıp duran birisiydi bu esnada... Yeminle diyorum, ben ondan daha erkeğim. Aslında aktör olması gerekirmiş; TVde orda burda nasıl da sert erkek, hem de efendi, kibar erkek rolü yapabiliyor.. nasıl rol yapabiliyor öyle, nasıl?!... :)

Neyse, bunlar oturdu, takıldı... Konuşmaları felan aralarındaki off... Mesela bizimkinin bir arkadaşı soruyo Tarkan'a "Seni öpebilirmiyim ne demek, şu kıza sorcam da" Tarkan baya bi düşünüyo- o kadar da Amerikada kaldı naaptıysa dil namına- "mm can I kiss you" diyor.... Korumaların jargonu bi ayrı kopuk zaten.. Bizimki bunların yanında 15lik kız... Bakıyoruz hep böyle Görkiyle birbirimize.... Çıktı gittiler sonra kıvıra kıvıra...

Salak Hich, daha yeni mi anladın bunu diyenlerinizi duyar gibiyim... Ama öyle hemen toz kondurmam ben, bir de saygı duyarım normalde gaylerin acaip davranmayanlarına. (bkz. ) Ama bu fenaydı... Hareketleri, hakikaten çok ileri düzeyde, neredeyse transeksüellerin hareketlerine benzer dozda abartıydı... Tabi naapsın, gelmiş gariban, "star hayatı" inzivasından (!) kurtulmuş Türkiye'nin, kendini salmış ortalığa... Bizim de Türk olduğumuzu anlamadı sanırım; benim saçlar platin sarısıydı o zamanlar... Anlasaydı öyle yayamazdı kendini...

Keşke fotoğraf çekseydiniz, satardınız oh, diyenlerinizi de duyar gibiyim, ama içerdeki dumandan mıdır nedir (!) öyle kalakaldık biz de, hem cep telefonumuzla çekelim desek alır telefonumuzu parçalarlardı mazallah, kalırdık yaban ellerde telefonsuz...

Şimdi kendisinin hayattaki cinsel tercihini ru be ru görmüş biri olarak çocukluğumda giydiği o dar sarı pantalonu bana daha anlamlı gelmeye başladı... Bu kız arkadaşının (Bilgemiydi neydi) kız arkadaşı olduğunu söyleyip, kendisiyle boy göstermek için maaş aldığı söylentisi zaten vardı... İnanmak için hakkaten gözümle görmem lazımmış meğerse...

İşte böyle... Bir kahve yapın da içelim...

Lan şimdi Tarkanın korumaları gelip topuğuma felan sıkmasın... :/ tırs...şaka yaptım şaka..ekeheh... eh.

5:18 PM

elimde ne var?

Gönderen Hich |

CESUR YENİ DÜNYA- Aldous Huxley

"Uzak gelecekte, dünya denetçileri nihayet ideal toplumu yaratmışlardır. Tüm dünyaya yayılmış laboratuvarlarda genetik bilimi insan ırkını kusursuzluğa ulaştırmıştır. Alfa-artı mandarin sınıfından, ayak işlerini yapmak üzere tasarlanmış olan epsilon-eksi yarı moronlara kadar insanlar, önceden belirlenmiş rollerine seve seve razı olmaları için yetiştirilir ve eğitilirler. Fakat Londra kuluçka ve şartlandırma merkezi'nde Bernard Marx mutsuzdur."

Aldous Huxley'den yine bir ütopya var elimde, bu sefer ki biraz ironik. Huxley'in Ada'sını bitirmeye kıyamayarak okumuştum, bu onun daha karamsar, bağımsız bir devamı- yani önce Ada'yı okumak zorunda değilsiniz. Okurken çok eğleniyorum... Huxley'in hayal gücü meskalinle mi böyle güçlenmiş bilmiyorum, zenginlik kitabın her satırında... ayrıca bu kitap benzerlerinin ötesinde bir anlatıma da sahip bence; Thea Alexander'ın MS2150si ya da Orwell'in 1984ü de iyi kurgulardı tabi ama bunun üslubu, tadı bir başka. Üstelik roman olması nedeniyle mesela Algı Kapıları'nda olduğu kadar okuyanı zorlayan bir yazın da değil... şiddetle öneririm.
Ada'yı da bunu da... :)

EKLEME: Post'u bitirdikten sonra biraz çalışacak, çeviri yapacaktım. Ama Ankara'da kedi köpek yağıyor(!) :P Yağmur harika, cezbedici ... Biraz çay, çikolata, battaniye ile yağmur sesi dinlesem de, Bernard Marx'ın cesur dünyasına dönsem fena mı olur şimdi?
Başlarım çevirisine diyor, hedonizmamın kahyasına bahşiş veriyorum:)

10:57 PM

BSŞ

Gönderen Hich |

BSŞ 11. birinden nefret etmen gerekirse onun facebook sayfasına bak!* keza başka hayatların detayları gayet yavşak gelebiliyor insana... kalbine bi soğukluk geliveriyor insanın kendini pis pis ifşa edenleri görünce... nitekim, facebook geldi de Einstein'ın insan ahmaklığına dair tezi** kuvvetlendi; hiç tahmin etmeyeceğin insanlar neleri yiyor, kimlere veriyor yaw...
töbe töbe.



*: kendime not: bunu hatırla!
**: "iki şey sonsuzdur biri evren, diğeri insan ahmaklığı; evreninkinden şüpheliyim" Einstein

11:40 PM

Bazı Saçma Şeyler

Gönderen Hich |

BSŞ 7. Nestle Klasik reklamında ağlıyorum. Eskiden de Cornetto reklamında ağlardım. Önce gözlerimle yutkunma ünitelerimin arasında abuk bir vibrasyon başlar sonra da "buh" yada "böh" diye bi sesle yaşlar boşalıverir. 3-5 saniye sonra da "hay allah" der gülmeye başlarım... Bu böyle... Kabullendim kendimi....

BSŞ 8. Geçen gün sınav gözetmeniyken bir öğrenci beni yanına çağırıp " Hocam birşey sorucam, 'anal' ağız mı demekti" dedi! Birşey demeden yürüdüm gittim... "Ağzından mı s.çıyorsun" diye soramazdım.. hayır...

BSŞ 9. Kimin eli kimin cebinde bilmek çok eğlenceli. Bi herif var mesela, bir kız arkadaşımla (X) çıkarken, diğer bir kız arkadaşıma (Y) masanın altından sms yolluyor, sürekli arıyor, onu sevdiğini felan zırvalıyor, ama aynı anda X'i Ynin gözünün önünde yalayıp yutmaktan da çekinmiyor.... X dünyadan habersiz, Y kuduruyor, üstelik ikisi de birbirini tanıyor, aynı masadayız falan... Bütün gece bu böyle sürüyor, mekan kapanıyor. X ile Y koyu bir sohbete dalmışlar, bizimki morarmış, tırnaklarını yiyor meraktan...Suratıma bakıyor, pis pis sırıtıyorum :I Zira, bana göre X=Y, ikisi de iyi kızlar...Bi cesaret şu işi bi konuşsalar aralarında! Ama sonunda malesef herkes kaybediyor; herifçioğlu koluna Xi takıp çıkıyor, sabah da Y'ye sms yolluyor: "bütün gece aklımdaydın!"

BSŞ 9,5. Libya'ya gidiyor Görki... Bu nedir ya?


BSŞ 10. Küçükken Gökçe'yle ultra salaktık. Özellikle g.tünden oyun uydurma konusunda .... mesela oyunlarımızdan birinin adı "besleme" idi... Aslında "uzun soluklu evcilik" olarak tanımlayabileceğim bu oyunun materyali Barbie bebeklerdi. Gökçeyle ben günlerce onlara çocuğumuz gibi bakar, evlerini kurar, yoğurt ve marul karışımlı iğrenç bişeyler hazırlayıp küçük bebek tabaklarına koyar- sonra bu karışımı kendimiz yer, metal oyuncak tencerelerde mangal (!) yakar- dolayısıyla evi-köyü yakar, onları yıkar, paklar, annem eve dönünce bırakır, ertesi gün kaldığımız yerden başlar, kendimizi dünyanın en bulunmaz oyununu keşfetmiş gibi gururla beğenir, sanki çok gizli bir sırrımız varmış gibi okulda falan bi trip gezerdik... Şimdi yad edip gülüyoruz ama neredeyse 2-3 sene okul sonrası tek etkinliğimiz buydu ve biz çok ciddiydik!!

2:28 PM

2 ile 2yi de çarpıp koysam mı?

Gönderen Hich |

Ekin'in isteyen yazsın mimine hevesli blogger sıçrayışımdır.



Herkesin ne cici ne bici masa üstü var... Benimki niya böyle :'/....... kitaplar, kağıtlar, dosyalar, hep kaybolan çakmağım, notlar, pusula(ne işe yarayacaksa), pis kültabakları, takvimler .... Dağınık ama bir düzeni var (!) Şairin teki öyle demiş, masa karışık, 2 ile 2yide çarpıp koysam mı demiş... Tezim bitince bi çöp bırakmıycam masamda-ama daha bi süre böyle... :/ ı-hığ...

11:21 PM

Cesur kambur yüzen medyumlar?

Gönderen Hich |

Süper birinin tavsiyesiydi bu altın oranlısından hipnotik video-clip. Aksi halde hayatta bulamazdım zaten ben böyle bişeyi...


Wild Beasts - Brave Bulging Buoyant Clairvoyants. Dir: OneInThree from OneInThree on Vimeo.

Eğlendin kabul et.

2:49 PM

Hayatta neler öğrendim

Gönderen Hich |

Voodoogirl'e bir mim borcum vardı. Kendi rızamla -aha da buraya- 20 madde yazıyorum:

Hayatta neler öğrendim:

1> Mart ayında taze fasulye tatsız bişeydir, pişirmeye kalkma, zaten pişmez.
2> Yeni aldığın topuklu ayakkabın ayağını en az 2 ay vuracak; hazır ol!
3> Jinekoloğa gideceksen soğuk metallerle yakın ilişkilere razı ol. Mızırdama; doktor çok kızar.
4> Hemcinslerinle iyi geçin, yoksa çok pis sakata gelirsin.
5> Hayalet diye bişey yoktur, öcü de, cin de...
6> Kurbağalama yüzmekle köpekleme yüzmek aynı şey değildir.
7> Carl Sagan'a olan söndüğüne göre, her aşk sönebilir.
8> Word'de dipnot Ekle'den yazılır. Hatırla bunu.
9> Her hazır kahveye Neskafe, her kadın pedine Orkid, her kağıt mendile Selpak denmez. Deme.
10> Bir kaşığı bükmek için olmadığını düşünmen yeter, gerisi çok kolay!
11> Kedilerden tırs; köpeklerden tırsma. Hamamböceklerini görürsen koşarak kaç- ama bağırma lütfen.
12> "Laissez Faire" leysı feyr okunur, Turgut Özal demektir.
13> Bush Türkçe'de yavşak demekti, şimdi noldu bilmiyorum.
15> "Tez bitmez; töz biter, hele doktora tezi mezara sokar" falan diyenlere inanma. Başarabilirsin.
16> Kendine bir Z raporu almak istersen psikiyatriye gidebilirisin.
17> Regl döneminde çok uyunur. Baharda çok uyunur. Akşamdan kalma olunca çok uyunur.
18> Adana kebap Adana'da yenir.
19> Amansız ol, sporda fair-play falan zaten önemli değildir.
20> Noktasın sadece. Bunu unutma.

Bonus> layf iz e jörni, layf iz gut, layf iz layf...

PS: çok eğlenceliydi, nolur sizde yazın....
>:]

2:55 PM

hooray, rolla-coastaahhh!

Gönderen Hich |

Ben de yazmayacaktım ama şu yazıyı okuyunca kafamdakini aktarayım bari dedim.

Efem şimdi bu seçimlerde Ankara'da AKPnin kazanmasından çok melih efendinin tekrar kazanması benim canımı sıkıyor.... Şeytan körlerle sağırları ağırladı yine... CHP istediği kadar bağırsın seçimlerde usulsüzlük var diye, biz istediğimiz kadar inanalım gerçek olduğuna, oyların aktarılmasında şu SECSİS denen programla yine yapılan yapılmış olsun sonuç aynı.... Bence Türk halkı artık AKPden ötesini göremiyor...

Köy enstitüleri kapandığından beri CHP artık Anadolu'da kendini anlatamaz durumda... Hatta artık CHPye arsızca bir başkaldırı trendi, CHPlilerle lümpen kesim arasında mutlak bir klikleşme ve hatta bu lümpenlerin dosdoğru CHPlilerle alay etmeleri söz konusu kanımca... Bırak etnik, dini sınıfları sosyal sınıfları kavga eden bir ülkeye dönüştük; okumayan okuyana, toplumsal sınıf bilinci olmayan toplumun aydınlarına kin güdüyor.

Bir yandan saçma bir entellüktüel inat büyürken, kendini bilen işçi sınıfı; gerçek proleterya ölüyor, yerini pejmürde bir biçare ordusu alıyor, orta sınıf güç gösterisinde bulunuyor, dahası bundan nasibini alan bu karşıt gruplar değil belli bir etnik köken oluyor... 2 hafta önce şurada verdiğim alıntıyı bir kez daha tekrarlamak isterim :

"Dünyanın her tarafında aptal köylüler hükümdarlarını tahtlarında oturtuyorlar, devlet adamlarına ün, generallere bitmeyen zaferler kazandırıyorlar. Bütün bunları cehaletten, aldırmazlıktan, geri zekalı bir kinle yapıyor, kollarının gücüyle dünyayı yerinden oynatıyor, Tanrı, kral yada borsa adına kafalarını birbirlerine tokuşturuyorlar. Bunlar, akıllarını parlak kuklaların eline teslim eden ve bazı oyuncakları onun kesesinde yaşamaya ikna eden ölümsüz, düş gören umutsuz eşeklerdir." - Stephan Crane (1871-1900)

Evet belki endüstrinin patlayışından beri dünyanın her tarafında yaşanıyor bunlar ama Türkiye'de bir başka dönüyor keserin sapı. Avustralya'dan Türkiye'ye siyaset okumaya gelen bir arkadaşımıza neden Türkiye diye sormuştuk da "siyaset okuyacağınız Türkiye'den daha iyi bir yer varmı ki?" diye cevap vermişti... Haklı... Nerde böyle kaos...Türkiye'de bir bilim dalında dünya çapında kariyer yapmak istiyorsan o olsa olsa siyaset bilimi olur; fizik, kimya olacak değil ya!
Neyse, 5 sene daha... Disneyland'da roller-coaster'a biner stres atarız artık... :)

9:01 PM

Mim mi?

Gönderen Hich |

ben daha çiçeği burnunda bir blogger olarak mim'in ne olduğunu anlamaya çalışırken, karambolden Ecza Deposu tarafından mimlenmişim ... bir çeşit blog ebelemecesi gibi bişey sanıyorum bu... :/ neyse peki, "sevgilimizde olmasını istediğimiz özellikler" hakkında yazacakmışız....

sevgilimde ne olsun:
1- kara kara gözleri olsun
2- akıllı bakışları olsun
3-akıllı da olsun
4-bakımlı olsun
5-yaratıcı olsun, sanatın herhangi bir dalıyla ilgilensin, dahası icra etsin. müzik tercihimdir.
6-dozunda romantik olsun, ama sakın şiir okumasın
7-hayata karşı dik dursun, kararlı, istikrarlı olsun
8-elleri güzel olsun, beyaz olsun
9-konuşmaya bayılsın, konuştuğunda ya güldürsün, ya ilham versin yada bişeyler öğretsin, boş konuşmasın
10- teknolojiyi sıkı takip etsin, futuristik teorilere kıymet versin.
11- küçük ev tamiratları yada bilgisayarıma format gibi her iş elinden gelsin.

sevgilimde ne olmasın:
1-saçma "looser" alışkanlıkları olmasın, bağımlılık düzeyinde keş, alkolik, oyunkolik felan olmasın
2- saçma inançları olmasın, hatta mümkünse hiç bişeye inanmasın, hele gizli güçleri felan olduğuna inanırsa hiç gözüme gözükmesin
3-tembel olmasın
4-sabit fikirli olmasın
5-biraz kendini beğenmiş olabilir ama egosentrik olmasın
6-cimri olmasın en çok da buna tahammül edemem
7-pesimist, depresif, asık suratlı olmasın.

*sanırım zaten söylemeye bile gere yok ama küfür eden, yere tüküren, ortalık yerde gaz çıkaran, bağırarak konuşan, k yerine g ile kelimeleri okuyan vs. ayımsı varlıklar tarafımca insan sınıfına sokulmadığından bu nitelikler hakkında yorum bile yapmadım.


uf derin konuymuş yaw, sorguladım baya... Acaba bu mim işinde, yazımıza isim de yazmak zorundamıyız? :S
sanırım değiliz >:>
ama isteyen yazsın işte bu konuda, keyifle okurum ben de...

10:43 AM

Death at a Funeral

Gönderen Hich |



Lütfen bu filmi bulup izleyin... Hahahay... :) Son zamanlarda Hollywood'un nereye gittikleri belli esprileri ve yavan kurguları ile önümüze attığı filmlerden sıkıldıysanız, İngiliz mizahı ilaç gibi gelecek.... Şöyle komedi janrının hakkını veren bir film izleyin...
Yönetmen daha çok çocuk yapımlarında çalışmış, Star Wars serisinde Yoda'yı seslendirmiş, kuklacı Frank Oz. :)

9:51 AM

BSŞ.6

Gönderen Hich |

Ya bişey var son günlerde... önce okan bayülgen'in programında duydum, sonra bir haber programında, sonra da bir reklamda... kolbastı diye bişey bu... karadenizin çılgın insanının yaptığı bir çeşit psychedelic dans diyebilirim...
Tolgahan vardır ya, hani en eski dansçımız, işte onun okulunda dersi veriliyormuş, çok ilgi varmış, kendileri bu dansa "hoptek" demeyi tercih ediyorlarmış felan!
hiphop'a rakip?
neyse işte, 2-3 haftadır prodüktörü kuvvetli yıldız gibi ortalıkta dolaşmaya başladı bunun ismi, ne iş, anlayamıyorum...
Çok komik bir de dans edenler, kollar, bacaklar....
bakın buldum bir video (bikaç saniye bekleyin olay sonra kopuyo)
walla böylesi ancak festivallerde görülür, başka bir ülkede böyle dans etsen deli diye kapatırlar ...

Meğerse psy dansların da beşiği değil miymiş güzel Anadolu...!?

5:16 PM

Bazı Saçma Şeyler (BSŞ)

Gönderen Hich |

BSŞ.1. Google Türkçe websitelerini de tercüme etmeye başlamış. Google motoru, arama sonuçlarından çıkan Türkçe bir sitenin sağ tarafında "translate this page" e tıklayınca sayfayı İngilizceye çeviriyor. Fekat motor soğuk galiba! Çeviriler kelimelerin sözlük karşılığının olduğu gibi yazılmasından ibaret sanki... çok komik.... kendi bloğunuzu google'da arattırıp, tercüme ettirin, gülün eğlenin...

BSŞ.2. Windows live yeni sürümü çıkmış, şekil verilmiş... sinir bozucu... pencerenin en altında haber veren bir kutucuk var, kayan "haberler" şöyle mesela: "abdullah genetik kod hatası harikası", " can %70" "görkem çalışıyo". Anlayacağınız, kişisel mesajları kayıyo insanların... iki saat bakakalıyosun bişey sanıp... yorulup, kaldırmanın yollarını arıyorsun, options'da buluyorsun.

BSŞ.3. Internette Soundtrack çalan bir radyo aradım buldum, RadioCinema.it. Radyo Çinema diye okunuyormuş meğer... İtalyanın biri iki parçada bir çıkıp Çyi bastıra bastıra çinema diyor ve ekliyor "dı best oricinıl savntırek!"güzel çalıyor ama favorim hala "DI Chill-out"...

BSŞ.4. Gökçe anlattı, birisi internetten kuranı, sureleri mureleri indirmiş, flashdiskine yüklemiş, flashı da asmış boynuna... cevşen yapmış kendine böylece! hani şu boyna astıkları üçgen dua tasarımı... dijital yoldan holistik sığınmacılık.

BSŞ.5. Seçim arabası geçerken Murat Karayalçın'ın seçim şarkısını dinledim: "karayalçın ka-ra-yallçın dedikleri daha kim olabilir ki? " :) yazık olmuş dedim... Minekop almaktaydım, balıkçı ile süresiz bakıştık ve güldük. Minekop diye de balık varmış. Çinekop kadar olmasa da işte, bu da balıkgillerden der gibi... kolum kadar bel kemiği var (kılçık demiyorum dikkat ettiysen)... balıkgillerden bir başkasının, zatı şahanelerimin yarın doğum günü. umarım kestaneli olmaz pasta....

9:12 PM

Vicky Cristina Barcelona

Gönderen Hich |

Barcelona'ya gidiş dönüş biletim yanmış, gidememiş ve bunun büyük bir hayal kırıklığına gebe olduğunu hissetmiştim zaten ben...

Woody Allen, baby... yapmış... yazmış, yönetmiş.... müzikler süper.... penelope, javier süper, diğerleri de iyi... penelope cruise'un çığlıkları oscar aldı bu filmden.... lezbiyenlik, aldatma, aşk, evlilik, sanat, sığır adamlar ve hakettikleri, geniş mezhep, tüm ihtişamı ile barcelona... sürekli soundtrack albümünü dinliyorum, çok güzel. öneriyorum.... seziyorum, havası bu filmde anlatılan herşeyi yapmayı muktedir kılar insanı... umarım en kısa zamanda giderim
te quieroooo barcelonaa....

12:01 PM

There’s something wrong with me chemically!

Gönderen Hich |


Depeche Mode sonunda yeni albümünden bir single çıkarma zahmetinde bulundu: Wrong.... bence müthiş olmuş... eski tat var...Hemen, ilk 5 saniyesinde gözlerini kapatmak istiyor insan.....
Buradan dinleyebilirsiniz.
Yeni albüm (Sound of the universe) 21 Nisanda çıkıyor... bir de album turnesinde İstanbul da var! Bu sefer kaçırırsam cehennemde yanarım wallahi...

10:23 PM

smells like teen spirit

Gönderen Hich |

Hugh Jackman.... Wallahi, ergenlik dönemimden beri bi adamı bu kadar beğenmemiştim (ergenlikteki isimlerin başını Axl Rose çekerdi). "HOT" sözcüğü birgün Türkçe'ye girerse, sebebi bu adam olacaktır, iddia ediyorum... (yada ben kalpten bir gün gidersem)

Oscar töreninin sunucusuydu bu sene, törendeki o müzikal showları- Beyonce ve Anne Hathaway ile- ay.. ay... ay...feciydi feci...

Kendisine ilk kez favori yönetmenlerimden Darren Aranofsky'nin The Fountain'inde hissi duygular beslemeye başlayıp, Prestige, X-Man gibi filmlerle de aşkımı baya perçinlediğim bu iki çocuk babası, harikulade varoluşun arkasındaki gücü merak ediyorum. Şeytanın sınavlarından birimi acaba bu adam?

2008'de People dergisi kendisini "yaşayan en seksi erkek" seçti zira... Hayır, o benim, onu ben keşfettim felan demek istiyorum, ama dünyanın çoktan rüyalarına girmiş bizimkisi... :/

Neyse, sağolsun, en azından teenage heyecanlarımı uyandırıp, birine fan olmanın nasıl bişey olduğunu bana tekrar hatırlattı... Her ne kadar, son dönemde Lost'un Sawyer'ı da biraz bu etkiyi yapmış olsa da, aslında o çoktan seçmeli bir durumda B şıkkı olabilmişti ancak... Ama bu adam, ah, sanki, old school, hababam-cevap-yaz tarzı bir sınav sorusuna verilen bir cevap... Uçsuz yorum ve hayalgücü :))

Bakın şuna bir yaw:

1:58 PM

no, she wasn't ugly

Gönderen Hich |

Last one... 5 hrs digital painting with tablet....
and she answers: "No, you're ugly...Not me!"
Click to enlarge in Deviantart. Please see details.

4:14 PM

Elimde ne var?

Gönderen Hich |

Uçurum İnsanları (The People of the Abyss) - Jack London

Klasiklerden biri...Hugo'nun Sefilleri ya da Mc Court'un Angela'nın Külleri gibi, açlık, sosyal sınıflar ve sefalet üzerine yazılmış... Bu tarz kitapları merakla, keyifle okuyorum; halime şükrettirdiklerinden herhalde:) Bir de sanki, şimdi dünyayı yöneten güçlerin halklarının bir zamanlar ki sefaletini bilmek gizli bir sırlarını biliyormuşum hissini veriyor ve içimden kıs kıs gülmekle karışık bir çeşit sevinç beliriyor... Sanki adamlar düşmanımmış gibi, yada sanki o sefalet o zamanlar dünyanın her yaanında yokmuş gibi, ve yahut sanki ben insan değilmişim de bu insanlık ayıpları beni ilgilendirmiyormuş gibi.... :)

Neyse kıpırdayan(!) bu duygularımın yanısıra çok güzel bir kitap olduğunu söyleyebilirim. London'ın bir de "Ademden Önce"si vardır ki, süper ilham verici, sorgulatıcıdır, onu da öneririm!

12:44 PM

yin-yang üzerinden bloglarım

Gönderen Hich |

Çikolata, Johnny Depp'ten başka güzellikleri de olan bir filmdi bence. Orada Juliet çocuğa bakıp senin çikolatan "bitter" demişti, çocuğun büyükannesi de öyleydi; karanlık ama iyi niyetli...

Nedir?
Herkes bilir; yin: erkek, güneş, beyaz, sıcak vs; yang: kadın, ay, siyah, soğuk vs. "Hepsinin içinde diğerinden biraz vardır"ın sembolu Yin-Yang'dır ve herşey zıttıyla bilinebilmektedir. Yin ve yang birbirine karşıdır, beraberlerdir, birbirine dönüşürler ve dengeyi ararlar.

Doğu dinleri bize dengeyi öğütler, doğu felsefeleri tamamlanmanın kutupların tanınması ve birleştirilmesi ile olacağını öğretir. "Kişi önce kendini bilmeli" der Sokrates, Dalay Lama da "bencillik mutluluktur" der. Günümüzün sözüm ona bilimi psikoloji bile "içindeki öfkeyi dışarı çıkar" der. Herkes birşeyler der. Herkes dualitenin farkındadır. Dünya kutupludur, insanlık iki cinslidir*, iyi ve kötü gece ile gündüz gibi savaşır durur.

Evren kutupsuz, ikiliksiz, atom protonsuz yada elektronsuz var olamaz. Ben de farz-ı misal hep iyi, hep mutlu olursam kendimi bilemem, var olamam, var oluşum anlam ifade edemez, zaten bu mümkün de değildir; benim hep iyi düşünen, pozitif uçlarda yaşayan biri olmam maddenin doğasına aykırıdır.

Ne yapmalıdır? Kabul et gitsindir! :)

New Age akımının dayatmalı zoraki gülümsemesi surattan bir temiz silinmeli, kötü yanımız görülmeli, anlaşılmalı, hatta kazandırdıkları düşünülerek onunla gurur duyulmalıdır.

Kötülüğümüz kucaklanmalıdır, onun da ilgiye ihtiyacı vardır.

Bize sürekli iyilik deyip duran öğretiler irdelenmelidir. İyi niyetli olmakla iyi olmak arasında farklar vardır.-iyi niyetli birisi her zaman pozitif düşünemeyebilir, hormonları buna müsade etmez... İyi olmak adına kendine, nefsine korkunç baskılar yapan, vicdanını elinde oyuncak edip deliren varlıklar haline getiren öğretilerden uzak durulmalıdır, zira bir varlığın pırıltısını yitirmesine sebep olmanın kutsal, tanrısal hiçbir tarafı olamaz. İnanılmamalıdır canım böyle şeylere...

Bilinmelidir ki "tanrı nötr'dür, aksi olsaydı yaradılış olmazdı", yaradılışın temelinde önce ikileşmek vardır. Tanrı bunun öncesinde -bence- bembeyaz bir hiçliktir, bi boktan da daha haberi yoktur. Ne zaman ki yaradılış patlar saçılanlardan kendini tanıyıp şaşakalan bir varlık olagelir tanrı... tanrı bir süreçtir :) (öhö)

Neyse ben bunları niye anlattım... blogger camiasındaki dualitemin açıklaması olsun diye anlattım... Birinde iyi birinde kötüyüm, hangisinde iyi olduğuma da karar veremiyorum :

yoksa


İkimizde seviyorum... ikimizde herşeyi seviyoruz, eleştiriyoruz, yaşıyor gidiyoruz... birbirine karşı, beraber, birbirine dönüşen ve dengeyi arayanız. Okuduğunuz için saygılar sunuyoruz, efendi efendi, hanım hanımcık...


----
* Homoseksüeller 3. tür kabul edilmemelidir, onlar artık karşı cins olmuşlardır, yani mesela erkeklerse kendilerini kadın kabul etmişlerdir, bu da türdeki dualiteyi değiştirmez.

10:14 PM

mushroom is the elf of plants

Gönderen Hich |

Mushroom
by Emily Dickinson

The mushroom is the elf of plants,
At evening it is not;
At morning in a truffled hut
It stops upon a spot

As if it tarried always;
And yet its whole career
Is shorter than a snake's delay,
And fleeter than a tare.

'Tis vegetation's juggler,
The germ of alibi;
Doth like a bubble antedate,
And like a bubble hie.

I feel as if the grass were pleased
To have it intermit;
The surreptitious scion
Of summer's circumspect.

Had nature any outcast face,
Could she a son condemn,
Had nature an Iscariot,
That mushroom,--it is him.


:) mantar sevdam bitmez benim... sotesinden ilustrasyonlarına, kokusundan majikine... :)


bu son yaptığım resim; tabletle dijital boyama.. 10 fırın ekmek ve ben sendromumu üstümden atsam biraz daha motivasyonum yükselecek resim yaparken ama, neysse.
h.

11:38 AM

ıssız adam, s.tir ordan

Gönderen Hich |

Geç de olsa şu ıssız adam meselesine gelelim... Orasından burasından bastırılmış Türk halkının aklı azıcık bile anarşizme yetmeyen zavallı çoğunluğuna bir umut ışığıdır bu film... Ne spekülasyon öyle yaw! Neymiş gidip göreyim de bileyim deyip sinirden ağlama noktasına gelerek çıktığım Ahmet Altan' dan bile beter, uyuz, kokmuş bir duygusallık salan berbat bir resimdir Issız Adam...

Filmde, bu adam, karşısındakini salak yerine koyan bir anlayışla, yok plak toplar, yok yemek yapar, baş ahçıdır gibi küçük süslerle naif gösterilmeye çalışılmış -ama zerre kadar becerilememiş-, s.kinin keyfinde, olgunlaşamamış, sonrada gidip kendisinden daha da az, daha da bir dana, kuş beyinli senaristin -neymiş efem çocuklara kostüm yapıyormuş diye- çok beğenmek zorunda olduğumuzu tasarladığı bir iri-kıyıma yanaşır. Sonra da bu ipsiz sapsız adamla lopur lupur yemek yiyen bu dişi inek, saçmalama, erken boşalma, yapmacıklık, ucuz edebiyat, fevrilik, sloganvari gerzek özlü sözler söyleme ve tepemi attırıma rekorları kırarlar.

Belli ki Türk halkı iki sex sahnesi görünce bunu bişey sanacak, bir radikallik, bir dışavurumculuk ortaya konacak gibi, izlediğimde onurumu kıran bir yaklaşımla yazılmış b.ktan senaryosu ürkütücü derecede kötü oyuncularla ve berbat bir kurguyla dayatılmış burnumuza. Filmin sonunda bişey mi olacak acaba dersek yoo, bizim ayıcık kız gitmiş yuvarlanmış Issız'ın yatağında, buymuş finaldeki sır! İşte film bu kadar... Bende bir tiksinti ve bu spekülasyonu yiyip yutan tüketim çılgını milletime duyduğum acıma kaldı filmden. Bir de bu yavan erotizmle uyduruk aşk hikayesine bayılan dişi olmayı beşi bi yerdeyle başlatmış güruhun bu herife ve bu çağan ırmağa olan hayranlığı kaldı geriye, o ayrı...

Uf neyse....
H.

3:53 PM

Alex Grey

Gönderen Hich |



Psychedelic etkinliklerin takipçilerinin adını duyduğundan şüphem yok ama hala tanışmamış olanların görmesi gereken bir artist var: Alex Grey.. Sipiritüel bir vizyonla yaptığı resimler görenleri hem etkiliyor hem düşündürüyor! :) Kimdir Alex Grey?


Alex Grey tıp okulunda yıllarca insan anatomisi okur ve kadavralar üzerinde çalışırken varoluşunu sorgulatan transandantal deneyimler yaşar. 70 ve 80ler de bu dönemde gördüğü "vision"ları heykelleştirir. Çalışmalarını bu yönde sürdüren Grey'in 1979'da başlayan ve tamamlanması 10 yıl süren 21 parçalı "Sacred Mirrors" isimli eşsiz tablo serisi de bireyin fiziksel ve metafiziksel anatomisi üzerinedir.

Grey'in, Sacred Mirrors'ın ardından yaptığı ve insan bedenini yarısaydam ve karmaşık bir anatomi ile ortaya koyduğu resimler, dua, öpüşme, çiftleşme, gebelik, doğum ve ölüm gibi insan deneyimleri üzerinedir. Görenler bu çalışmaları "farkındalığın sübtil ruhsal arketipleri" olarak algılamaktadır.

Halen New York'da yaşayan Grey'in eserleri NYC, LA, Tokyo, Paris, Venedik, Brezilya gibi yerlerde önemli eksibisyonlarda ve müzelerde sergilenmiştir. (Kaynak )


-
"Dying"- "Parabola"


"Transfiguration" - "Gaia"

-
"Kissing" - "Self Portrait"- Age15

Bu X-RAY bakışlı ressam, aynı zamanda Nirvana, Beasty Boys, Tool gibi gruplarında albüm kapaklarını yapmış.

Bir dönem hippie gençliğine çektiği nutukları ve şamanizm ile etnofarmakoloji alanlarındaki çalışmalarıyla tanıdığımız Terence McKenna hakında "insanlığın alacakaranlığında McKenna'nın sunduğu çılgın kurtuluş reçetesinin" işe yarayabileceğini söylemiş. Kendisinin Nisan 2008de 102 yaşında ölen Hofmann'ın icadı "liserjik asit dietilamid" etkisinde kaldığı zaten herkesçe bilinmektedir.
H.

Hala masal okuyor ve dahası birine okutuyorum... Yüzlerce çeşidi, yerlisi, yabancısı, uzunu, kısası, mesaj vereni, absürdü.... Andersen'den Tolkien'e, Aborijin masallarından anonim Binbir Gece masallarına tekrar tekrar okuyup küçük, şirin bir huzur kuytusu arıyorum sanki telaşla... Ve çoğunda da buluyorum ağaç kovuğu gibi bir yerler.... :)

En sevdiğim karakterler de cüceler ve periler... Ama ilginçtir fantastik masallara peri masalları (fairy tales) denmesine rağmen çoğunda periler görünmezler, daha ziyade anlatıcı olduklarından bu ismi almışlar sanırım... (!)



Amsterdam'da Fantasy Shop diye yalnızca periler, elfler, fantasy role play oyunlar vs üzerine bir dükkan vardı, saatlerce- abartmıyorum- incelemiştim herşeyi, çok pahalı olmasına rağmen de bir kaç heykelcik, kartpostal vs alıp çıkmıştım.. Hatta birkaç da resmi olacaktı oranın bende...



Tabi görsel açlığı bir fil işkembesine ihtiyaç duyan ben, ilustrasyonlu masal kitaplarını da bu yaşımda okuyor olmaktan azıcık çekinmiyor değilim; mesela "Alice Harikalar Diyarında'nın hangi versiyonları var?" dediğimde çocuk kitapçısı "çocuk kaç yaşında?" diye soruveriyor... "E-kem -küm!" (Bu arada Lewis Carroll ve Alice için ayrı bir başlık açmakta fayda görüyor, bu işi de bir ara yazmak üzere şimdilik erteliyorum)

Büyümek, kariyer, roller, para off.... Sığınağım, masumiyetimin hala korunduğu masalsı perspektiften düş gücüm olarak ortaya çıkıveriyor işte.... Alenen böyle... Masal anlatın ki daha rahat uyuyayım, yoksa halen yarın savaşın patlayacağı bu ülkede yaşadığıma nasıl inanabilirim ki! Masallar var iyi ki de şöyle güzeelce uykumu alabiliyorum :)


İlgilenenler olursa önce şu linklere bir göz atsın, sonra da hemen beni arasın, küçük porselen takımımla ona çay yapayım, tavşan dostlarımız ve yakışıklı prensle beraber kötü kalpli cadıyı ve trolleri çekiştirelim...

Fantezi ilustrasyonunda çok başarılı Howard David Johnson
Perilerin dünyası sadece fantezi değildir! "fairy village"
Geniş bir bilim kurgu ve fantezi galerisi "elfwood"
Periler ve haklarındaki herşey "fairies world"
Seçme dünya masalları
Grimm Masalları - hemen küçük bir örnek benden:
(78)
Annesiyle beraber yaşayan fakir ama iyi bir küçük kız varmış, ve onların yiyecek hiç birşeyleri yokmuş. Çocuk ormana gitmiş, orada onun üzüntüsünü farkeden yaşlı bir kadın kendisine küçük bir tencere vermiş. Bu tencere "pişir küçük tencere, pişir" deyince tencere güzel, tatlı bir yulaf peltesi pişiriyor ve "dur küçük tencere, dur" deyince de pişirmeyi durduruyormuş. Kız tencereyi eve, annesine götürmüş ve böylece açlık ve yoksulluklarından kurtulmuş ve ne zaman isterlerse tatlı yulaf peltesi yer olmuşlar. Küçük kız dışarı çıktığı bir günde annesi "pişir küçük tencere, pişir" demiş. Tencere pişirmiş ve kadın doyana kadar yemiş. Sonra tencerenin pişirmeyi kesmesini istemiş ama sözcükleri bilmiyormuş. Böylece tencere kenarından taşana kadar pişirmiş ve mutfağı sonra bütün evi, yandaki evi, bütün sokağı dolana kadar sanki tüm dünyayı doyurmak istercesine pişirmiş. En büyük dert kimse nasıl durduracağını bilmiyormuş. Sonunda yalnızca tek bir ev kaldığında çocuk eve dönmüş ve "dur küçük tencere dur" demiş. Tencere durmuş ve pişirmeyi bırakmış ve her kim ki evine dönmek isterse eve dönüş yolunu yemek zorunda kalmış. (çev. hich)

Ha bu arada bu masal işi bilgisayar oyunlarında interaktif biçimde tadılabiliyor... Mesela FABLE (Alm: masal) tam da bu tatta bir grafik harikası gerçekten... Koca mantarlar, periler, cadılar, goblinler... 2.si de çıktı ama PC konsoluna düşmedi diye biliyorum.. Sabırsızlıkla bekliyoruz Görkiciğimle.... Çıksa da tezim için yeni bir bahanem daha olsa :)


Fable 2

Neyse işte masallardan ayrılmayın kıssadan hissesiyle bitiyor lafım burada...

Sonsuza dek mutlu yaşayın...

8:03 PM

Elimde ne var?

Gönderen Hich |

Şu sıralar saatlerce ayakta beklenerek avını gözleyen sırtlan misali kopya çekenlerin gözlendiği bir mevsim: final dönemi! Tezime dokunamıyorum; ünitem yorgun ve uykusuz . Zaten söz konusu tez olunca bahane üretmekte ormanda 10 kaplan gücündeyim...

Aslında hiç de fena olmuyor, böylece biraz kitap okumaya fırsat buluyorum...



Görkem'de Umman'da zaten! Üstelik ne zaman geleceği de belli değil; Araplar işlerini savsaklayan tembel tipler olduklarından zavallıya "bugün git yarın gel" işkencesi yapmaktalarmış. Bir de sıcakmış ki,
bronzlaşmış bizim ki... (+1 size)

Herneyse efem, kısacası boş vaktim çok...

Kitaba gelecek olursak.... Nedense son günlerde
elim raflarda hep fantezi kitaplarına gidiyordu; cilt cilt serileriyle Tolkien, LeGuin yada Asimov... Ben de devasa bir fantastik kurgu okumaya sezon ortasında vakit bulamayacağımdan susuzluğumu giderecek kısa hikayelere yöneldim. Şu anda da harika bir parça okuyorum; Efsaneler (1).



Stephen King, Ursula K. LeGuin, Terry Pratchett, Anne McCaffrey, Orson Scott Card ve George R. R. Martin'den kısa hikayeler...

Modern fantastik edebiyatın bu kadar ünlü ismi bir arada olunca yayınevi
Phoenix'e ve harika bir önsözün kalemi editör Robert Silverberg'e hem bu dahiyane toplama hem de aklımı çöllere uçmaktan kurtardıkları bu günler için teşekkürü borç biliyorum:)

Özellikle şu an tam da ortasında olduğum LeGuin'in Yerdeniz üçlemesinin ardılı olarak yazdığı "Ejderböceği" nefis, müthiş bir hızla ilerliyor... Hatta kitap bana hemen şimdi huzurlarınızdan ayrılmam ve İrialı kızın öyküsüne dönmem için kışkırtıcı bir bakış atıyor... Geliyorum büyücüler! Ciao...

4:15 PM

Pazar filmi önerim....

Gönderen Hich |

The Curious Case of Benjamin Button Brad Pitt ve Cate Blanchett'ın beraber rol aldıkları 2008 yapımlı bir David Fincher filmi... 80li yaşlarında doğan ve giderek gençleşen Benjamin'in hayatı. Bize ingilizce derslerinde kısa hikayeleri okutulan Scott Fitzgerald'ın yine bir kısa hikayesinden uyarlanmış - filmi de çekilen The Great Gatsby'i okumayan var mıdır?-

Filmde Cate Blanchett ve Brad Pitt başlarda anlamak mümkün olmasa da her yaşlarında gerçek bir "computer graphic" başarısıyla görülebiliyor. Brad Pitt bugünkü kendi yaşına gelene kadar
Benjamin'in vücudunu oynayan onlarca oyuncu olmuş ve Brad Pitt'in yüzü ve mimikleri bu vücutlara grafik olarak uyarlanmış.


Cate Blanchett'in da çocukluğu için farklı aktristler yaşlılığı için ise makyaj kullanılmış. Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim oyunculuğunu tapınacak kadar beğendiğim Cate Blanchett bu film için de belli ki çok çalışmış; inanılmaz dans figürlerinin çoğunda bizzat kendisini görebiliyoruz, ve bir de pek çok film de olduğundan çok daha "güzel"....

Golden Globe'ı bugün izledim. Ödül alamadı ama bence çok etkileyici ve ilham verici bir drama... İzleyiniz ve ilginç websitesine bir gözatınız efem...
http://www.benjaminbutton.com/

5:04 PM

AUM!

Gönderen Hich |



Namaste,
Yoga hakkında artık herkes birşeyler biliyor; ne kadar da faideli ve mucizevi olduğunu vs.

Ben yine de kısaca anlatayım;
Hatha yoga ile bağışıklık, sindirim, dolaşım, boşaltım, kas-iskelet sistemleriniz kuvvetleniyor. Akciğerleriniz güçleniyor, solunum sistemi rahatlıyor. Omurga çevresi kaslar güçleniyor bu bölgede ağrılar yada duruş bozukları varsa iyileşiyor. Hafıza kuvvetleniyor, konsantrasyon artıyor, stres (ve bağlı etkileri) ortadan kalkıyor.


Bunlar fiziksel faydaları... Bir de psikolojik etkileri var. Özgüven artıyor, saplantılar çözülüp, kayboluyor, paranoya, rol karmaşaları ve diğer kompleksler gibi zihnin kontrolsüz ürünleri yok oluyor. Düşünceye hakim olma başarılıyor ki bununla hayatımızın kontrolünü kazanıyoruz. Zira aklımıza gelen başımıza geliyor, ne düşünürsek evren bize onu yansıtıyor, yoga ile kontrollü tecrübe ve yaşam yaratma böylece gerçekleşebiliyor.

Ha tabi, bir de inanç sistemize olan katkıları var... Zihnimizin regülasyonu bizim batıl ve gereksiz bir sürü inancımızı ortadan kadırarak, öğretilmiş ayıplar ve günahlardan arındırıyor. Kişi ruhsal tekamülün ne olabileceğini gerçekten anlamaya başlıyor ve bu yolda ilerliyor. Bundan sonra bize düşen Budizmin temel ibadeti meditasyonun bizlere sunduğu mucizeleri izlemek oluyor... Varlık bilinci, evren, madde ve zaman algısı, farkındalık....

Gönül ister herkes faydalansın. Belki bilmeyenler vardır yoksa da reklam olsun; Gazi Üniversitesinde ve Ankyra Spor Merkezinde hatha yoga derslerim devam etmekte efem (eğitmenlikte 9. yılıma girmişim :o) ...

11:08 AM

Hayallerim, aşkım ve "digital painting"...

Gönderen Hich |


Aldığım A4 dijital tabletle fırsat buldukça birşeyler karalasam da, dijital resimde "olmuş" kıvamına gelebilmek için teknolojik, motorik beceri ve hız açısından daha on fırın ekmek yemem lazım, farkındayım. Ama olsun, çok eğleniyorum... Daha önce resmin hiç bir türünü yaparken bu kadar heyecanlanmamıştım. Üstelik bazı dünyalılarn öyle çalışmaları varki yalnızca seyretmek bile ruhumu okşuyor, hepsi birer ilham kaynağı... Bakın bazıları:



http://dianae.deviantart.com http://boatwright.deviantart.com/




http://bluefley.cgsociety.org/gallery/698277/ http://michaelkutsche.cgsociety.org/gallery/

Ayrıca Ballistic Publishing'in CG yayınlarını da görmelisiniz. Expose, Exotique, d'artiste gibi resimli kitaplar gerçekten harika (aşağıda Expose 6'dan örnekler)



http://www.ballisticpublishing.com/books/expose/expose_6/

11:58 PM

SOULCLIPSE'e GITMEK ISTIYORUM! :-/

Gönderen Hich |

2006'daki Antalya'da yapılan geleneksel Soulclipse festivali dünyanın her yerinden binlerce kişinin biraraya gelip gerçek bir bohem kabileyi oluşturdukları dört dörtlük bir festival. İsrailli organizatörler Total Solar Eclipse yani tam güneş tutulmasının en iyi gözleneceği yerleri haritadan seçip 1 haftalık bir festivale en uygun olanı 3-4 sene evvelden ayarlıyorlar. Mesela 2006'daki festivalde biz 2009dakinin Japonya'da olacağını öğrenmiştik.

Bilenler bilir, festival ağırlıklı psychedelic tema ve müzikli. Üstelik Line-up ve festival programı sayfalara sığmıyor. Yoga, reiki, masaj, joggling, dansçılar vs fesitval programına dahil. Doğa ile eğlence birleşince zihinsel kamaşmalarda yok oluş, etkisi aylarca sürecek gülümseme... (peace V:))

Soulclipse, biz Türk gençlerinin de ufkunu kitlesel olarak açmıştır, zira biz 2006da orada olanlar bir kabilenin üyeleri gibi birbirimizi her bulduğumuzda ah çekerek şamanizm, pozitif enerji, müzik, dans, çadır, ateş, güneş ve nehirden bahsediyoruz. Ayrıca Türkiye'de Shpongle'ı ru be ru dinleyebildiğim tek etkinlikti... Gerçek bir festivaldi, nur içinde yatsın!

Bu yıl Ağustosta Japonya'da yapılacak olana ise ne yazık ki gidemeyeceğim. İşlerle güçlere, bir de uçak biletinin pek pahalı oluşu eklenince gitmek hayal oldu... puf.. napalım, bir dahaki sefere artık....

Festivalin tarafımdan güneş tutulması anında çekilmiş videosu aşağıda; umarım izleyenlerden en az bir kişi gitme kararı alır.... :)


video

11:03 PM

Once upon a time in Cologne

Gönderen Hich |

This is the Dom Cathedral and its square ...
Me, lovely Peter(schen) and Rong...
September/2007


video

And some pictures ;)


-
Music Box Man :) - Puppet Theater

-
I am not a sculpture, I am real! - A view of the city Cologne from the top of Dom Cathedral



The house that I lived in and its garden



Some fancy places



The Chocolate Museum, above and near by Rhein River_ Gestapo Museum(hand prints of Jews)



The Carnival 11/11 - Me near by Alt Stadt

9:12 PM

ready! steady! go!

Gönderen Hich |


Ne ekler bana bilmiyorum ama başlıyorum bakalım.

Subscribe